Arama sonuçları

? Siz sorun Pervin Kaplan yanıtlasın

34 bin yardımcı doçentin geleceği ne olacak?

34 bin yardımcı doçentin geleceği ne olacak?

34 bin yardımcı doçentin geleceği belirsiz oldu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün “İslam Dünyası Yükseköğretim Alanının Oluşturulması” toplantısında yaptığı konuşmada on binlerce akademisyeni ilgilendiren dikkat çekici sözler etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada üniversitelerdeki yardımcı doçentlik konusuna değinerek şöyle konuştu:

"Ülkemdeki rektörlerimizden de bir ricam var. YÖK Başkanımız ile de bunu konuşuyorum. Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir? Şunu bir gözden geçirsin. Yardımcı doçentlikle ön kesiyoruz. Dünyanın kaç yerinde acaba yardımcı doçentlik var? Ben araştırdığım yerlerde doğrusu böyle bir mekanizma pek görmüyorum. Bunu birileri birilerini oyalamak için yapmışlar. Bu, gerçekten ilmiye sınıfına bir paravan, engel oluşturuyor. Bunu aşmamız lazım ve aşacağımıza inanıyorum" demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YÖK’e, yardımcı doçentlik çağrısının ardından “yardımcı doçentlik” tartışmaları gündeme geldi.

34 BİN YARDIMCI DOÇENTİN GELECEĞİ NE OLACAK?

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İslam Dünyası Yükseköğretim Alanının Oluşturulması’na ilişkin toplantıdaki sözlerinin üzerinden 24 saat geçmeden YÖK, yardımcı doçentlikle ilgili ilk adımı attı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, geçtiğimiz gün İslam Ülkeleri Rektörleri Forumu’nun sonuç bildirgesini açıkladıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Saraç, şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanımızın bu husustaki açıklamasından sonra aynı gün bir çalışma grubu oluşturulmasına karar verdik ve çalışmalarımıza hızlı bir şekilde başladık. Çok yakın bir süre içinde konuyu zamana yaymadan somut bir önerinin oluşacağını burada söylemek isterim. Sayın Cumhurbaşkanımızın da zaten bu husustaki sözleri yeni bir heyecan yeni bir soluk getirilmesi yönünde çok olumlu bir yönlendirmedir. Mevcut yardımcı doçentlerin hiçbir mağduriyet yaşamamaları ve kazanımlarını kaybetmemeleri için azami dikkat edilecek.”

YARDIMCI DOÇENTLER BELİRSİZ BİR SÜRECİN İÇİNDE

Bu açıklaması ile YÖK Başkanı iyi niyetli, dürüst, yardımcı doçentleri rahatlatmaya ve olası tepkileri azaltmaya dönük samimi bir duruş gösteriyor olabilir. Ancak başka alanlarda yaşanan benzer konularda suyun her zaman yatağında akıtılmadığını, pek çok hak ihlali ve mağduriyet yaşatıldığını da söylemek durumundayız.

Cumhurbaşkanının yardımcı doçentler ile ilgili yaptığı açıklamalar ve YÖK’ün bu açıklamalar üzerine kurmaya karar verdiği kurul çalışması 28 bin 140’ı devlet üniversitelerinde 6 bin 512’si vakıf üniversiteleri ile meslek yüksekokullarında toplam 34 bin 652 yardımcı doçentin geleceğini belirsiz bir sürecin içine atmış oldu. Aynı zamanda Cumhurbaşkanının konu ile ilgili açıklamalarının ardından YÖK’ün ertesi gün bir çalışma grubu oluşturma kararı yükseköğretim kurulunda bu konuda herhangi bir hazırlık yapılmadığını ortaya koymuş oldu.

SON 3 YILDA ATANAN YARDIMCI DOÇENT SAYISI NEDİR?

YÖK istatistikleri, atılanlar ile birlikte yaklaşık 21 bin yardımcı doçentin, YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın YÖK üyeliğin Bakanlar Kurulu kontenjanından dönemin Cumhurbaşkanı Necdet Sezer tarafından atanmasından bu yana göreve başlatılmış olduğunu ortaya koymaktadır. Son üç yılda atanan yardımcı doçent sayısı 2 bin 650 olmuştur. Atamaların 650’si ise son bir yıl içerisinde yapılmıştır. Şimdi bütün akademik çevreler haklı olarak şu soruyu sormaktadır. Madem üniversitenin asgari standartları yakalamasının ve bilimsel çalışma yapılmamasının önünde engel olarak yardımcı doçentlik statüsü görülüyordu, o zaman 2007’den bu yana 21 bin yardımcı doçenti neden atadınız? Yok, eğer gerekçe bu değilse o zaman yardımcı doçentler neden bu olumsuz tablonun sorumlusu olarak gösterilmekte, fatura onlara kesilmek istenmektedir.

34 BİN YARDIMCI DOÇENT GELECEK KAYGISI İÇİNDE

Kamu ve özel üniversitelerinde halen görev yapmakta olan 34 bin 652 yardımcı doçent akıbetlerinin ve geleceklerinin ne olacağının kaygısını yaşamaya başladı. OHAL ve KHK’lar nedeniyle büyük tedirginlik yaşayan akademisyenler şimdi bu açıklamanın şokunu yaşıyorlar. Kuşkusuz yardımcı doçentlik yasa ile düzenlenmiş bir unvan ve kadro. O nedenle yapılacak düzenlemeler yasa değişikliğini içermek zorunda. Meclis tatile girdiğine göre yasa düzenleme konusu bu yıl gerçekleşme fırsatı bulmayabilir. Ancak, Meclis tatile girse de rektörlük seçimlerinin ve 15 bin ÖYP öğrencisinin kadrolarının kaldırılma örneğine benzer yaşanmış pek çok başka örnekte olduğu gibi bu konuda da bir KHK ile düzenleme yapılması gündeme gelebilir. Bir KHK ile 73 bin akademisyenin rektör seçme iradesini üstelik Anayasal bir hak olmasına rağmen yok sayan anlayışın, yardımcı doçentlik konusunu da bu yöntemle çözme yoluna gitmesinin mümkün olabileceğini belirtmekte fayda var. İşte bu durum yardımcı doçentlerde ki kaygıları daha da derinleştirmektedir.

YÖK KANUNU İLE YARDIMCI DOÇENTLİK

Yardımcı doçentlik, bilindiği gibi 1981’de çıkarılan YÖK kanunu ile oluşturulmuştur. YÖK öncesinde uzman olduktan sonra üniversitede kalarak kariyerine devam edenlere öğretim görevlisi, uzman ya da çoğu yerde başasistan denilirdi. Başasistanlar, meslekleriyle ilgili her işi yaparlar, sadece teorik derslere ve kürsü kurullarına girmezlerdi. 2547 sayılı kanunla, ülkemiz için yeni bir uygulama olan yardımcı doçentlik kurumu oluşturulmuştur.

Yardımcı doçentler, uzmanlardan farklı olarak öğretim üyelerine tanınan tüm haklara sahiptirler. İlk çıkarılan kanunda, doçentlik sınavında üç kez başarılı olamayanlar bir kez daha sınava alınmıyorlardı. Yardımcı doçentlik üç kez ikişer yıl olmak üzere en çok altı yıl olarak uygulamaya konulmuştu. Yeni değişiklikle, doçentlik sınav hakkı sonsuz olmuştur. Yardımcı doçent kadrolarının açılmasındaki amaç yeni gelişmekte olan üniversitelerle ilgiliydi.Buna göre,1980'lerde Anadolu'da yeni açılan tıp fakültelerinde yeterli öğretim üyesi bulunamıyor, doçent ve profesör olanlar büyük kentlerden Anadolu'ya gitmek istemiyorlardı. Üniversitede çalışıp kariyer yapmak isteyen genç uzmanlar bu şekilde yardımcı doçent kadrosuna geçerek bir gecede hoca oluyorlardı. Boş geçen dersler böylece dolduruldu. Yardımcı doçentliğin henüz giriş sınavı yok. Yabancı dil sınavını almak yeterli oluyor. Sadece adayın bilimsel dosyası jüri üyelerince inceleniyor. Aslında bu kadroların hemen tamamı isme açılıyor. Önceden yapılan bağlantılarla isim belirlenip daha sonra kişiye kadro açılıyor Yardımcı doçentler üniversitede aktif olarak derse giren akademik kadrolar arasında yer alıyorlar. Üniversitelerin yükünün ağırlığı büyük oranda yardımcı doçent ve altı kadroların omuzlarında. Yardımcı doçentler iki ya da üç yıllık sözleşmeler ile çalıştırılmaktadır.

SÖZLEŞME SÜRELERİNE REKTÖRLER KARAR VERİYOR

Sözleşme süresinin uzatılıp uzatılmamasına rektör karar vermektedir. Kimin yardımcı doçent olacağına da yine rektörler karar veriyorlar. Üniversitenin akademik unvan hiyerarşisinde üçüncü sırada yer alan yardımcı doçentler yönetim piramidinde müdürlük ve bölüm başkanlığı yapabiliyor. Bir yıl öncesine kadar üniversitelerde yapılan rektörlük seçimlerinde sayısal yoğunlukları nedeniyle “oy deposu” olarak görülen yardımcı doçentlik doçent olabilmenin bir önceki adımı. Lakin kimi yardımcı doçentler doçentliğe geçişin kriterlerinin ağır oluşu nedeniyle doçentliğe geçememekte, yardımcı doçent olarak kalıp görevlerine devam etmektedirler.

34 bin 652 yardımcı doçent adına çözüm üretecek olan 3-5 kişiden oluşacak çalışma grubunun ne kadar demokratik olduğunu artık söylemeye bile gerek yok. Oysa yardımcı doçentler yıllardır üniversitelere hizmet vermekte olup, üniversitelerin yükünü büyük oranda sırtlanmış olan akademik kadrolardır. Bunların ne düşündüğü, kendi gelecekleri ile ilgili görüş ve önerilerinin ne olduğunu sorma gereği bile duymadan, onların adına geleceklerine karar verilmesinin yaratacağı mağduriyetin vicdanları kanatacağından emin olabilirsiniz.

YARDIMCI DOÇENTLERLE İLGİLİ HANGİ GELİŞMELER OLABİLİR?

Şimdi yaşanması olası gelişmeleri ve neler olabileceğini iyiden kötüye doğru sıralayalım.

*Üniversitelerin yardımcı doçent ilanları dondurulabilir ve artık bu unvanda kadro ilan edilmez, mevcut kadrolar bir biçimde tasfiye olana kadar unvan ve kadrolarında kalmaya devam ettirilirler.-

*Beyin göçü olarak nitelendirilen yurtdışına gitmiş olan akademik kadrolara çeşitli özendirici teklifler sunularak yurda dönme çağrısı yapabilirler.

*Doçentliğe başvurmak için gerekli olan koşulları yerine getirenler ancak Ekim ve Nisan aylarında başvuru yapabiliyorlar. Altı aylık zaman aralığını kapsayan bu süreç aynı zamanda yığılmalara neden olmaktadır. O nedenle doçent adaylarına koşulları tamamladıkları an itibarı ile başvuru yapabilme olanağı verebilirler. Böylece yığılma ve tıkanıklıkların yaşanmasının önüne geçebilirler. Bu bağlamda yenilenen doçentlik koşullarını yerine getirenlerin ve hazırlıklarını tamamlayanların Ekim ve Nisan ayını beklemeden başvuru yapabilmelerinin yolunu açabilirler.

*Var olan ücret, özlük ve sosyal hakları korunarak tümünün unvanını öğretim görevlisi yapabilirler.

BÖLÜM AÇABİLME ŞARTLARI DEĞİŞTİRİLİR

*Üniversitelerde bölüm açabilmek için en az üç yardımcı doçentin görev yapıyor olma koşulu bulunmaktadır. Yardımcı doçentliği kaldırmaları halinde bu koşulu ya kaldırmak ya da yeniden düzenlemek yoluna gidebilirler.

*Doçentlik kriterleri esnetilir, özellikle dil puan barajını aşağı çekerler böylece başvurularda yaşanan tıkanıklık aşılarak doçentliğe başvurular ve geçişlerin önünü açabilirler. Jüri mülakatlarını kaldırarak dosya üzerinden doğrudan atama yapabilirler. Doçentlik başvurularında da teşviklerde olduğu gibi belirlenecek bir puana ulaşanları doğrudan doçent olarak atayabilirler.  Belli bir süreyi yardımcı doçentlikte geçirmiş olup, kriterleri tamamlamış olanların doçentliğe doğrudan geçişlerine olanak tanıyabilirler.

*Gelişmiş üniversitelerde görev yapmakta olan yardımcı doçentlerin, az gelişmiş ve gelişmemiş üniversitelerde görev yapmalarını özendirici tedbirler alabilirler. Emekliliği dolanların emekli olmasını isteyebilirler, emekli olmamakta direnenleri emekli olmaya zorlayabilirler.

*Kamu hizmetlerini ve kamunun çeşitli alanlardaki personel istihdamını taşeronlar eliyle gördüren neo liberal politikaların uzantısı olarak, yardımcı doçentlerin kadroları taşeron şirketlere devredilir, bu şirketlerden hizmet satın alma ”kiralama” yoluna gidilebilirler.

*İki ve üç yıl olan sözleşme sürelerini dolduranların sözleşmelerini yenilemeyebilirler. KHK ile yargıya gidilmesinin önünü kapatacak önlemler alabilirler.

EN ÇOK YARDIMCI DOÇENT HANGİ ÜNİVERSİTELERDE VAR?

Yardımcı doçent sayısının yoğun olduğu üniversitelerin öğrenci sayısının da yoğun olduğu üniversitelerde bulunduğu YÖK’ün 2016-17 istatistikleri incelendiğinde görülmektedir. Buna göre İstanbul Üniversitesi’nde 898, Marmara Üniversitesi’nde 673, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde 605, Atatürk Üniversitesi’nde 588, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde 518, Sakarya Üniversitesi’nde 517 yardımcı doçent görev yapmaktadır. Bünyesinde görev yapmakta olan yardımcı doçent sayısı 400 ile 500 arasında değişen üniversiteler ise; Antalya Akdeniz, Isparta Süleyman Demirel, Kocaeli, Hacettepe, Anadolu, Ankara Gazi, Aydın Adnan Menderes, Çanakkale 18 Mart, Konya Necmettin Erbakan, Sivas Cumhuriyet Üniversiteleridir. Adı geçen 17 üniversitede çalışan yardımcı doçent sayısı 8 bin 784 olup, kamu üniversitelerinde görev yapan yardımı doçentlerin yüzde 31.25’ini oluşturmaktadır. Bu üniversiteler aynı zamanda doçent ve profesör ile öğrenci sayısı en kalabalık olan üniversitelerdir.

Bunun yanı sıra hem profesör hem de doçent fakiri olan üniversiteler bulunmaktadır. Hatta bunların bir bölümünde kadın doçent ve profesör bulunmamaktadır. Bu üniversiteler; Gümüşhane, Hakkâri, Iğdır, Bingöl, Ardahan, Bayburt, Siirt, Şırnak, Kilis ve Karamanoğlu Mehmet Bey üniversiteleri. Kadın öğretim üyesi yoksulu olan adı geçen üniversitelerde;104 profesör,161 doçent,888 yardımcı doçent bulunmaktadır. Profesör ve doçent yoksulu olan seçilmiş diğer üniversiteler; Ağrı İbrahim Çeçen, Amasya, Bilecik, Artvin Çoruh, Bartın, Batman, Kırklareli, Muş Alparslan, Munzur, Mardin Artuklu, Bitlis, Osmaniye Korkut Ata üniversiteleri. Bu üniversitelerde toplam; 152 profesör,272 doçent,1370 yardımcı doçent görev yapmaktadır.

AKADEMİSYEN SAYISINDA YETERSİZLİK VAR

Verilerde yer alan bilgilerden yardımcı doçentlik statüsünde yığılma profesör ve doçent statüsünde ise yetersizlik olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin, Gümüşhane Üniversitesinde 3 profesör 38 doçent bulunurken yardımcı doçent sayısı 171, Siirt Üniversitesinde 11 profesör 24 doçent ve 140 yardımcı doçent, Muş Alparslan Üniversitesinde 8 profesör 16 doçent 123 yardımcı doçent bulunmaktadır.Benzer durum Munzur,Kırklareli,Şırnak,Bitlis,Bayburt,Artvin Çoruh üniversiteleri için de geçerlidir.Yazımıza örneklem alınan üniversiteler arasında toplam öğretim üye sayısı en az olan üniversiteler Şırnak, Osmaniye Korkut Ata, Ardahan, Hakkâri Üniversiteleridir.

BİLİM ÜRETEMEMEKTE SORUMLU KİM?

Sonuç olarak, üniversitenin içine düştüğü bilim ve ilim üretmeme tembelliğinin nedeninin yardımcı doçentlik statüsü olduğuna dair elde yapılmış geniş bir araştırma ya da saha çalışması olmamasına rağmen kesin hükümler kurup kararlar vermek ileride telafisi mümkün olmayan adaletsizliklere yol açabilir.Yapılması düşünülen düzenlemelerde yeni adaletsizliklerin yaşanmaması için acele edilmemesi, azami dikkatin gösterilmesi ve konunun bilim alanında kurulu bulunan bütün oluşumların (sendika, dernek, sivil toplum kuruluşu vb gibi) katılımı ile ele alınması gerekmektedir. Aksi halde üniversitede görev yapan akademisyenlerin yüzde 22.83’ünü oluşturan yardımcı doçentlerin yeni öğretim yılına buruk, moralsiz ve umudunu kaybetmiş olarak başlamasına neden olunacaktır.

YARDIMCI DOÇENTLERİN SORUMLULUĞU MU?

Yardımcı doçentliği çölleştirilen üniversitenin sorumlusu olarak göstermek, siyaset kurumunun bu alana ilişkin ürettiği bilime mesafeli aynı zamanda zora dayalı politikaların yanlışlığının görülmesini perdelememesi en büyük dileğimiz. Yeni siyaset tarzının sorunları halının altına süpürmeyen, “dün dündür, bugün bugündür” anlayışının ötesine geçen bir bakış açısına sahip olması, yükseköğretimin içine girdiği bilimsel ve düşünsel esaretten kurtulmasına ve özgürleşmesine cesaret vermesi akademiyi güçlendirecektir.  Üniversitelerde ilim ve bilim asgari standartlarda ve yeterli düzeyde yapılamıyorsa bunun nedenlerini bilimsel özgürlüklere ve düşünceyi ifade etmeye getirilen sınırlamalar ile üniversite yapısının anti demokratik olmasında, kısaca evrensel üniversite değerlerinin aşındırılmasında aramak lazım.

Alaaddin Dinçer- Eğitimci

 

 

 

31-07-2017


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin