Arama sonuçları

Çocuğum artık bir ergen, nasıl davranacağım?

Çocuğum artık bir ergen, nasıl davranacağım?

Çocuğum artık ergen oldu, ne yapacağım? Milyonlarca anne baba çocukları ergenliğe girdikleri andan itibaren onlara nasıl davranacaklarını araştırmaya başlıyor.    

Ergenlik çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi. Yeni bir kimlik oluşturma, “anne-babanın küçük çocuğu” kimliğinden uzaklaşmak için edilgenliğe direnme dönemi. İşte bu nedenle ergen sürekli “hayır” der, anne babasına karşı çıkar. Peki ergen anne-babası çocuklarının ergenliğe geçiş aşamasında nasıl davranmalı, neleri gözlemlemeli?  

İşte bu soruyu Feyziye Mektepleri Vakfı (FMV) dergisinde Maltepe Üniversitesi öğretim üyesi Klinik Psikolog Yrd. Doç. Dr. Neslihan Zabcı şöyle yanıtlıyor:    

HER ŞEYE ‘EVET’ DİYORSA: Ergen sürekli anne babası ile uyum halindeyse edilgen bir kişilik yapısı oluşuyor demektir. Aslında her şeye “evet” diyen bir ergenin sağlıklı bir ruhsal gelişim çizgisinde ilerlemediğini söyleyebiliriz.

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ MÜDAHALELERİ SÜRDÜRMEMELİ: İşte bu özerklik döneminde eğer anne babanın müdahaleleri fazla kaçarsa, aile çocukluk döneminin “Bugün banyo yap!”, “Hadi ders çalış artık!”, “Odanın kapısını kapatma!” gibi davranış tutumlarını devam ettirirse ergen, anne babadan gelen bu “komutları”, otonomisini engelleyen bir tehdit olarak algılayacak ve onlardan uzaklaşma adına daha fazla olumsuz tutuma girişecektir. Çünkü farklılaşmak, ayrışmak, yeni bir kimlik oluşturmak ve kendi öznel kimliğini gerçekleştirme arzusu, gelişimsel olarak ergenliğin merkezinde yer alır. Bu komutlar yerine, “Bugün yıkanacak mısın?”, “Ne zaman derse başlamayı planlıyorsun ?” gibi ergenin kendi etkin konumunun altını çizen ifadeler kullanılırsa, ergenin –kendine zarar verme pahasına- özerk hissetmek için anne babanın dediğini yapmama eğilimleri minimal düzeyde seyredecektir. 

BU BİR ÖZGÜR KİŞİLİK SINAVIDIR: Anne babanın aşırı baskıcı, ısrar edici ve tehditkâr, ceza ile tehdit eden tutumları, ergeni ya saldırgan tutumlarla onlarla çatışarak veya açık olarak çatışmasa da ailesinin düşlemlerinin ders yapmayarak, erteleyerek, okul başarısızlığı gibi tersine hareket ederekonlarla çatışmaya itecektir. Aslında bu bir özgür kişilik savaşıdır ve müdahaleler arttıkça ergen de çıtayı yükseltecektir. Yemekte kontrol, ders çalışma konusunda baskı, ergeni bir robot gibi programlama çabaları... Halbuki onu program yapmaya teşvik etmeli ama direksiyonu biz ele almamalıyız. Ülkemizdeki lise giriş sınavı maratonu da bu baskıları artırmakta ve ruh sağlığında çok olumsuz etkilere neden olmakta- dır. Tehdit ve şantaj asla kullanmadan, bunun yerine destek sağlayan yumuşak tutumlarla ergene yaklaşım, bu sorunları ortadan kaldıracaktır. 

AŞIRI KONTROL YOĞUN ÖFKE YARATIR: Aşırı kontrol bir taraftan da ergende yoğun öfke yaratır. Bu genel bir kuraldır. Ötekinden gelen her denetim, şiddet olarak algılandığından, aşırı denetim ergenin karşı şiddet ataklarını tetikleyecektir. Bu öfke ya dışarı yansıtılır (anne- babaya ters davranmak, söylediklerinin tam tersini yapmak, onlarla çatışmak) ya da ergenin kendisine döner: Bedensel rahatsızlıklar, tırnak yeme, kendini sabote edici tutumlar, aşırı akademik performans düşüşü... Böyle durumlarda ergenin öfkesinin arttığını düşünmek ve bunun kaynaklarını bir an önce uzmanla birlikte tespit edip gereken desteği vermek elzemdir. 

AŞIRI MÜDAHALE ÖZGÜVENİ ZEDELER: Aşırı müdahale öz güveni de zedeler: Öz güvenin temeli özgürlük hissidir, “Ben yapıyorum” duygusudur. Çocuk kendisi yaptıkça kumandanın kendisinde olduğunu hissettikçe güçlenir. Sürekli yönetilen, komut verilen, ceza ile tehdit edilen çocuk öz güvenli olamaz; aşırı destek verilen, masa başında annenin veya babanın birlikte ders yaptığı çocuk da öz güvenli olamaz. Böyle bir çocuk, yanında komut veya destek veren biri olmadığında, örneğin sınavda, kendini yetersiz hisseder. Evde annesi yanındayken tüm dersleri anlayan ama tek başına çok düşük performans sergileyen ergen, tek başına düşünemeyen ergendir zira birisi sürekli bizim yerimize düşünüyorsa, düşünce tembelliği kaçınılmazdır. 

SINAV BASKISINA RAĞMEN HOBİLERİNE İZİNSİZ VERİN: Ergenin özel ilgi alanlarına izin vermek, çocuksu bağımlılıktan uzaklaşmanın, dışarı açılımın ve özgürlüğün simgesi olan cep telefonunu elinden almamak, sınav baskılarına rağmen onu rahatlatan hobilerine izin vermek büyük önem taşır.Sürekli ders çalışmak imkânsızdır; ruhsal sağlığın dengeli gitmesi için haz deneyimlerine de izin vermek gerekir. Şüphesiz ergen başıboş da bırakılamaz; o zaman da kaybo- lur. Ne başıboş bırakmak ne de nüfuz etmek gerekir; takip etmek, program yapmaya teşvik etmek ancak asla ceza ile tehdit gibi saldırgan yollara başvurmamak gerekir. 

ERGENLİKTE ŞİDDET İÇERİKLİ OYUNLARA İLGİYİ ARTIRIYOR: Şiddet içerikli oyunlar özellikle ergenlikte çok fazla tercih edilir. Neden? Çünkü ergenlik tam da dürtülerin artışa geçtiği bir dönemdir. Hem cinsel hem de saldırgan dürtü, sakin okul çağı döneminden sonra –hem biyolojik hem de psikolojik bağlamda- aşırı artışa geçer. “Delikanlı” denir örneğin, kanın gerçekten de deli aktığı bir dönemdir. Zaten öfke olmadan, çatışma olmadan, anne babalar değersizleş- tirilmeden, özerk bir kimlik de oluşmaz. Nasıl çocukluktan çıkılır? Hep evet diyerek mi? Çocukluktan çıkmak için ebeveynle çatışma kaçınılmazdır yani saldırgan dürtü devreye girecektir. 

ŞİDDET OYUNLARI ERGENLİĞİN ŞİDDETİNİ TEDAVİ EDER: Ergenlikte içsel şiddetin artışının bir nedeni de şudur: Ergen bu yeni ve cinselleşmiş bedenini, adeta çocukluk bedenini yok eden yabancı bir düşman gibi algılar. Püberte (erinlik), aslında çocuk bedenine giriş yapan şiddetli bir dönüşümdür. Ergenin bununla baş edebilmesi için bu içsel şidde- tin bir tasarıma bağlanması gerekir; işte şiddet imgeleri, ister bir filmde ister bir bilgisayar oyununda olsun, bu içeride yaşanan şiddet duygulanımının bir tasarıma, dışarıdaki bir oyun kahra- manınaaktarılmasınımümkünkılar. Artık bu yıkıcılık kendine değil, ekrandaki ötekine aittir; böylece ergen bu şiddeti kendisinden uzaklaştırmış olur. Dolayısıyla aslında bu oyunlar, bir anlamda ergenliğin şiddetini tedavi eden bir yoldur ve ergenin kendi içindeki yıkıcılığı bastırmasını sağlar; şiddet kendisinden uzaklaşır, oradaki figüre, kahramana aktarılır ve rahatlama olur. 

TELEFONUNU ELİNDEN ALMAYIN: İşte ergenin bu dönemde, önce saldırgan veya erotik imaj yoluyla yıkıcılığıyla ve cinselliğiyle baş etmesi daha kolaydır; bu bir hazırlık aşamasıdır. Ergenlik aynı zamanda aşk deneyimlerine giriş demektir. Ergen için bu hem büyüleyici bir durumdur hem de korkutucu. Bu nedenle özellikle ergenlik döneminde sanal dünyada yazışmaların, mesajların önemi büyüktür. Sanal dünya ergenin kendi ritminde –karşılıklı iletişimdeki zorlayıcılıktan uzak kalarak- bu yeni aşk deneyimleriyle baş etmesini sağlar. İşte bu nedenle mesajları engellemek, ergenin telefonunu elinden almak, bilgisayar oyunlarını yasaklamak gibi yaklaşımlar doğru değildir. Eğer akademik performansı olumsuz etkiliyorsa ancak o zaman ergene bir kısıtlama önerilir ki bu da ergenle ortak bir karar çerçevesinde planlanır. Birçok genç, oyun/eğlence/ akademik performans dengesini kendiliğinden sağlayabilmektedir; bu ergenlere herhangi bir kısıtlama getirmeye gerek yoktur. 

OYUNA BAĞIMLI MI? İnternet ve sanal dünya çoğu zaman bir hazırlayıcı işlevi görür; işlevini doldurduğunda ise yavaş yavaş terk edilir. Ergenlik kırılgan bir dönemdir; ergen bu yeni cinselleşmiş ve güçlenen bedeniyle yetişkin dünyasına adım atmıştır ancak ruhsal anlamda halen bir çocuktur. Fiziksel gelişimi ruhsal gelişiminden önde gider; bu aradaki marjı kapatmaya çalışırken güç kazanma ihtiyacındadır. Narsistik güç kazanımı akademik, sportif ve sosyal alandaki başarılarla artacaktır ancak her gün oynayacağı interaktif oyunlar da bu açıdan özel bir önem taşır. O oyunda rakibini yenerken veya puan kazanırken ergenin egosu da beslenir ve iktidar kazanır. Aşırı kullanım ile patolojik kullanım yani bağımlı kullanım arasında fark vardır. Bu iki terim çoğu zaman birbiri ile karıştırılmaktadır. Aşırı kullanım plan/sınırlama ile hallolur. Ancak bağımlılık, yani patolojik kullanım tedavi gerektirir. Bağımlılık kriterleri şunlardır: 

1. En önemli belirti içe kapanma, sosyal ilişkilerden geri çekilme, çocuğun hiç arkadaşı olmamasıdır. Bu kriter mevcut olmadan, aşırı kullanım olsa da bu bir bağımlılık durumu değildir. 

2. Oyun zamanının giderek artış göstermesi yani dozun arttırılması mecburiyeti; azaltma istense de bunun başarılamamasıdır. 

3. Bu oyunlar oynanmadığında ergende bazı olumsuz belirtilerin ortaya çıkması: öfke krizi gibi... 

4. Bağımlı dememiz için, kullanımın çocuğun veya erge- nin hayatına olumsuz etkide bulunması gerekir. Bu anlamda dersleri ve sosyal hayatı iyi olan ancak aşırı kullanımda olan bir ergen bağımlı değildir. 

SUÇLULUK DUYGUSU CEZA ARAYIŞI GETİRECEKTİR: Ebeveynin şiddete sınır getirmesi, çocuğun bu kontrolü içselleştirebilmesinin ve kendi saldırganlığını giderek denetleyebilmesinin yolunu açar. Anne babalar kendilerine yönelik her türlü saldırgan tutumlara, küfür-vurma gibi, küçük yaşlardan itibaren sınır getirmelidirler; bu ergenlikte daha da önem kazanır. Bu yapılmazsa bu denli serbest kalan saldırgan dürtü çocuğu da korkutur; ebeveynlerini harap ettiğini gördükçe kaygılanır: “Beni çok üzüyorsun.” demek, ağlamak, çökmek, ondan uzaklaşmak, ergeni anne babasına kötülük yapan bir “suçlu” konumuna getirir ki bu ergenin kendilik tasarımı haline gelir ve bu girdaptan çıkamaz. Suçluluk duygusu, ceza arayışlarını getirecektir. Suçlu hisseden çocuk suç işler, cezayı teşvik eder ve sonrasında bu tahammül edilemez bilinç dışı suçluluk duygusundan kurtulur, ne de olsa diyeti ödemiş ve cezasını almıştır. Bu kısır döngünden çıkmak çok zor olduğundan ve ergeni suçlu hissettirmek yerine, iç dünyasında yaptıklarının anlamını onunla birlikte analiz etmek ve onu yönlendirmek gerekir. 

EBEVEYNİN ÜST KONUMDA YER ALMASI GEREKİR: Diğer taraftan, ebeveynin üst konumda yer alması gerekir, diğer bir deyişle nesil farkını getirmesi gerekir. Nesil farkını getirme “efendi otorite” veya “zulmeden” konumunda olmak demek değildir. Tam tersine ergen öfkelendiğinde saldırgan tavırlar gösteren, ergenle “ergen” olan, kendisi patlayan, döven, söven ebeveyn aslında dürtüleri frenlemek yerine daha da şiddetlendirir. Buradaki mesele sınır getirmek, durdurmaktır; o nedenle de ebeveynlerin sakin kalma, asla fiziksel eyleme başvurmama, bir üst otorite olarak konuyu anlamlandırma ve sınırları -ceza olarak değil- ergeni “koruyucu bir çerçeve” olarak iletme işlevleri esastır ve gereklidir. 

HANGİ ERGEN GERÇEKTEN SORUNLUDUR?Aşağıdaki üç alandan birinde eğer bir ergen sürekli olarak bozulma yaşıyorsa o ergenin desteğe ihtiyacı vardır: 

-Fiziksel alanda bozulmalar (beslenmeyi durdurma, uyku sorunları, bedenini ihmal etme, kendine zarar verme) 

-Öğrenme alanında bozulma (okula yatırımın azalması, notlarının sürekli olarak düşmesi, sınıf düzenini bozma) 

-İlişkisel alanda bozulma (kendi içine kapanma, saldırgan davranışlar) 

Kaynak: Feyziye Mektepleri Vakfı FZYZ Dergisi 35. Sayı.

27-03-2017


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin