Arama sonuçları

? Siz sorun Pervin Kaplan yanıtlasın

Çok geç olmadan…

Çok geç olmadan…

“Artık TED Koleji’nde okuyacağım. Yakaladığım şansı iyi değerlendireceğim. Hayalimdeki doktorluk mesleği için bir adım öndeyim…”

Bu cümleler, Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde zor koşullar altında girdiği TEOG sınavında büyük bir başarıya imza atan 8. sınıf öğrencisi Şakir Duru’ya ait. Şakir, bundan sonra üniversite eğitiminin sonuna kadar Türk Eğitim Derneği’nin (TED) tam eğitim burslu öğrencisi olarak öğrenimini sürdürecek. 

Ülkemizde gelir dağılımındaki adaletsizliğin kendisini en yakıcı biçimde hissettirdiği alanlardan biri hiç şüphesiz eğitim alanı. Bu soruna Şakir örneğinde olduğu gibi terör ve coğrafyamıza has göç ve cinsiyet eşitsizliği gibi hayati sorunlar da eklenince uygun bir eğitime ulaşamayanların sayısı daha da artıyor. 

ADİL VE NİTELİKLİ BİR EĞİTİM İHTİYACI 

Her yıl açtığımız Tam Eğitim Bursu Sınavı’na, Türkiye’nin dört bir yanından on binlerce öğrenci başvuruyor. Bu bizi bir yandan gururlandırırken diğer yandan da adaletli ve nitelikli bir eğitim sistemi ihtiyacının ne kadar acil olduğunu gözler önüne sererek endişelendiriyor. On binlerce çocuk ve aileleri, maddi imkansızlıklarının iyi bir eğitimin önünde engel olmaması için mücadele veriyor. Aslında tablonun ne kadar vahim olduğunu geçtiğimiz günlerde yayınladığımız “2015 Eğitim Değerlendirme Raporu”ndan iki çarpıcı veri ile özetlemek istiyorum: 

“Türkiye’deki 4. sınıf öğrencilerinin yüzde 74’ünün öğrenme süreçlerindeki aksamaya yönelik en önemli gerekçe yetersiz beslenmedir.”

“Ülkemizde Fen Lisesi öğrencilerinin yüzde 52’si, Anadolu Lisesi öğrencilerinin de yüzde 42’si sosyo-ekonomik açıdan avantajlı ailelerden gelmektedir. Bu oranlara göre, sosyo-ekonomik açıdan avantajlı aileler, eğitimde devlet imkânlarından da daha fazla yararlanmaktadır. Refah düzeyi yüksek ailelerin çocukları, hem özel hem de kamusal eğitim anlamında avantajlı konuma geçerken, farklı sosyo-ekonomik düzeydeki öğrenci başarıları arasındaki farkın açılması kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.”

EĞİTİMDE ACİL BİR EYLEM PLANI ŞART

Peki bu iç açıcı olmayan tablo karşısında ne yapılmalı, ne yapılabilir? Öncelikle eğitimin bir gelecek projesi olduğunun tüm toplumsal dinamikler tarafından anlaşılması gerekiyor. Eğitim alanında oldukça geniş kesimlere hitap eden bir sivil toplum kuruluşu olarak faaliyetlerimizin tamamı bu düşünce ekseninde şekilleniyor. Buna yönelik kurumsal çabalarımız, politika önerilerimiz, kamuoyunda farkındalık yaratmaya yönelik girişimlerimiz, bir noktaya kadar etkili oluyor. 

Türkiye’nin içeride ve dışarıda yaşadığı anlık, değişken ve çok yönlü sorunlar, gerçek gündemimize yoğunlaşmamıza engel oluyor. Devletin, karar vericilerin, eğitimle ilgili tüm paydaşların “acil bir eylem planını” devreye sokması gerekiyor. Artık ertelenemez bir zorunluluk bu. Sınav soruları, sınav güvenliği, başarıyı sığ göstergelere indirgeyen söylemlerle kaybedecek vaktimiz kalmadı. Çünkü düne kadar avantaj olarak değerlendirdiğimiz genç nüfusumuzun, dezavantaja dönüşmeye başladığını üzülerek görüyoruz. Bugünün sorunlarını tespit eden kararlı bir devlet politikasıyla bilimsel, kapsamlı, paydaşların desteğini alaneğitim programının hayata geçirilmesi, çok daha büyük sorunların önüne geçecektir. 

ULUSAL EĞİTİM PROGRAMI NE OLDU?

Türkiye’de ilk kez eğitim sistemi için bir ulusal eğitim programı ortaya koyalı neredeyse bir yıl olacak. Bu geçen süre zarfında, kamu, özel ve sivil sektörün aktif katılımıyla gerçekleşeceğine inandığımız bu kapsamlı yol haritasını, çeşitli platformlarda anlatmaya çalıştık. Bunun bir ülke ödevi olduğunu belirterek tüm siyasi partilerimize de bir mutabakat davetinde bulunduk. Uzak hedefler de içeren yol haritasının dikkate alınması, en azından tartışılması için siyasi partiler nezdinde elimizden gelen gayreti göstermekteyiz. 

Umuyoruz ki çok geç olmadan bu konudaki tüm çabalar sonuca ulaşır. 

11-02-2016


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin