Arama sonuçları

? Siz sorun Pervin Kaplan yanıtlasın

Erdoğan: Rektör atamalarında mevcut usülden vazgeçilmeli

Erdoğan: Rektör atamalarında mevcut usülden vazgeçilmeli

Türkiye’de ilk kez akademik yıl açılışı toplu törenle Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'ne katıldı. Törende yaptığı konuşmada, Yükseköğretim Kurulu’na tüm üniversitelerin katılımıyla akademik yıl açılış töreni düzenlediği için tebriklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılış töreninin bir ilk olduğunu, her yıl devam ederek geleneksel bir hal alacağına inandığını söyledi. İşte Erdoğan’ın açıklamaları:   

REKTÖR ATAMALARINDA MEVCUT USÜLDEN VAZGEÇİLMELİ: Görünüşte demokratik olan rektörlük seçimleri üniversitelerde gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları artıran bir işleve bürünmüştür. Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç, YÖK'ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum. Aynı şekilde genel olarak yüseköğretim sisteminin ciddi bir yeniden yapılandırılmaya tabi tutulması gerekiyor.

YÜKSEKÖĞRETİM HAYATİ BİR ÖNEM ARZ EDİYOR: Yükseköğretim konusu Türkiye'nin yaşadığı sorunların çözümü ve hedeflerine ulaşması bakımından hayati bir önem arz ediyor. 2002 yılı sonunda ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde eğitim meselesini önceliklerimizin arasında ilk sıraya yerleştirdik. 'Önce eğitim' dedik, ardından ‘sağlık’ dedik, ardından ‘adalet’ dedik, ardından ‘emniyet’ dedik.  

YÜKSEKÖĞRETİM KONUSUNDA İLERLEMELER SAĞLANDI: Bu dört temel üzerinde Türkiye’yi yükseltmeye karar verdik. Eğitimin fiziki altyapısından personeline, araç gerecinden müfredatına kadar tüm alanlarında çok büyük reformlar gerçekleştirdik. Bu çerçevede yükseköğretim konusunda da ülkemiz çok önemli ilerlemeler sağladı. Eğitim sistemimiz yıllarca yükseköğretime geçişte yaşanan tıkanıklığın yol açtığı sorunlarla boğuşmak mecburiyetinde kaldı.

ÜNİVERSİTEYE YERLEŞEN ORANI YÜZDE 11 ARTTI: 2002 yılında üniversite sınavına 1 milyon 817 bin 590 kişi başvurdu, bu öğrencilerin yüzde 35’ini oluşturan 662 bin 336’sı üniversiteye yerleşebildi, 2015’te bu oran yüzde 46’yı, yerleşen öğrenci sayısı da 983 bini buldu. Türkiye’de 2002 yılında 75 olan üniversite sayısını 181'e çıkardık. Bu sayının bir dönem 193'e çıktığı ancak bazı üniversiteler, darbe girişimi sebebiyle devlet üniversitelerine devredildi. Şu anda 81 ilimizde üniversite var, artık öğrencinin üniversiteye ulaştığı değil, üniversitenin ağırlıklı olarak öğrenciye ulaştığı bir sistemi kurduk.

ÖĞRETİM ELEMANINA DÜŞEN ÖĞRENCİ SAYISINI AZALTMALIYIZ: Yükseköğretim kurumlarındaki toplam öğrenci sayısı 2002 yılında 1 milyon 700 bini bulmazken, bugün bu rakam 7 milyon 194 bine, öğretim elemanı sayısı da 67 binden 156 bine ulaştı. Bu büyük değişimin bir boyutunu da ülkemizdeki uluslararası öğrenci sayısı oluşturuyor. Tabii burada bir eksiğimiz var, onu da açıkça söyleyeyim. Nedir o eksiğimiz? Öğretim elemanı sayımızı çok daha yükseltmemiz lazım. Yani öğretim elemanına düşen öğrenci sayısını azaltmak mecburiyetindeyiz. Bunu ne kadar azaltabilirsek inanıyorum ki kalite de o kadar artacaktır, bunu başarmamız lazım. 

ULUSLARARASI ÖĞRENCİ SAYISI 95 BİNİ GEÇTİ: 2002 yılında yaklaşık 16 bin olan uluslararası öğrenci sayısı bu yıl 95 bini geçti. Bugün dünyanın 203 farklı ülkesinden öğrenci ülkemizde eğitim öğretim görüyor. Tüm bu rakamlar gösteriyor ki Türkiye’de artık yükseköğretime geçişte herhangi bir tıkanıklık yaşanma ihtimali yoktur. Bundan sonra mücadele herhangi bir üniversiteye, herhangi bir bölüme girmek için değil daha kaliteli eğitim öğretim veren üniversitelere, bölümlere girmek için yaşanacaktır. Bu da demektir ki üniversitelerimizin arasında daha kaliteli eğitim verme konusunda bir yarış başlamıştır ve başlayacaktır. 

5 ÜNİVERSİTE ÖZEL OLARAK TEŞVİK EDİLECEK: Üniversitelerin belirli alanlarda bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak şekilde uzmanlığa yönelmelerini sağlamak gerekir. YÖK'ün bu konuda Kalkınma Bakanlığı ile iş birliği halinde başlattığı bir projesi var. Uzun süredir hazırlıkları sürdürülen proje kapsamında 5 üniversite pilot üniversite olarak belirlendi.
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi hayvancılık alanında, Düzce Üniversitesi sağlık ve çevre alanında, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarım ve jeotermal alanında, Bingöl Üniversitesi tarım havza bazlı kalkınma alanında, Uşak Üniversitesi tekstil, dericilik, seramik alanında Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması Projesi'nin pilot yükseköğretim kurumları olarak belirlenmiştir.

Kalkınma Bakanlığımız, 2016 yılı için birçok çalışmaya ayırmış olduğu bütçe 4,2 milyar iken bu yıl 2017 için 5,1 milyar ayırmış durumda. Bu artış yüzde 21'e tekabül etmektedir. Pilot üniversiteler gereken gayreti, çalışmayı üretkenliği ortaya koymaları halinde projenin içinde yer alabilecek, yeterli çaba gösterilmediği takdirde bir başka üniversite projeye dahil olabilecek.

KONTENJANLAR GÖZDEN GEÇİRİLMELİ: Yükseköğretimde yatay büyümede hedeflere ulaşıldığını, artık dikkatleri dikey büyümeye çevirmek gerektiğini, bu konuda kontenjanların gözden geçirilmesinden belli alanlarda taban puan uygulamasına kadar pek çok çalışma yapıldığını ifade etti.

YÖK’TEN BAĞIMSIZ, KALİTE KURULU TAVSİYESİ: Yükseköğretimin, yeni dönemde kalite odaklı bir büyümeye girecekse bu çalışmalarla ilgili karar alma ve uygulamaların kontrolü süreçlerin büyük önem kazanacak. Bunun için YÖK'ten bağımsız ve şeffaf bir "Kalite Kurulu" oluşturulmasını bekliyoruz. Bu kurulun görevini hakkıyla yürütebilmesi için idari ve mali açıdan YÖK'ten bağımsız ve üniversitelerin tamamını değerlendirebilecek kapasiteye sahip olması gerekir.

8 ÜNİVERSİTEDE ÖĞRETİM ELEMANI YETİŞTİRME PROGRAMI: YÖK'ün halen yürüttüğü, başarılı öğrencilerin ve akademisyenlerin teşviki projelerinin, diğer kurumların benzer çalışmalarıyla koordinasyon içinde ve onları tamamlayıcı bir şekilde sürdürülmesi çok önemlidir. Akademik insan kaynağını zenginleştirmemiz, dikey büyümenin bir diğer önemli şartıdır. Halen 8 üniversitemizde, 9 farklı öncelik alanında öğretim elemanı yetiştirme programı yürütülüyor. YÖK'ün 100 alan 2 bin burs projesi kapsamında başlattığı uygulama, doktora ve insan kaynağını geliştirmeye katkı sağlayacaktır. Üniversitelerimizin uluslararası iş birlikleri kurmaları mutlaka gereklidir ama bu çalışmalar üniversitelerin kapasiteleri, uzmanlık alanları ve hedefleri ile uygun bir şekilde yürütülmelidir. 

YÖK’E YENİ HEDEF TAVSİYE EDİYORUM: Bugün burada ben YÖK'e yeni hedef tavsiye ediyorum. Bölgesel kalkınma için seçtiğimiz 5 üniversite gibi ülkemizin bilim hayatını uluslararası alanda en üst düzeyde temsil edecek 5 üniversite belirleyip bunları özel olarak destekleyelim. Diğer taraftan mesleki yüksek eğitimde rehabilite edilen ülkemizin gerçek anlamda yetişmiş insan kaynağı haline bunları da dönüştürelim. Üniversitelerimiz devlete ve millete yük olan değil ürettikleri bilgiyle topluma değer katan kurumlar haline getirmedikçe hedeflerimize ulaşamayız.

YÜKSEKÖĞRETİMİN TİCARİLEŞTİĞİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER VAR

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, Beştepe Kültür ve Kongre Merkezinde 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, bugünün, yükseköğretim tarihinde müstesna bir gün olduğunu belirtti. Türkiye'nin birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyduğu bugünlerde, bütün üniversiteleri, millet ve devletin birliğinin, dirliğinin sembolü olan bu Külliye'de bir araya getirmenin kendileri için tarihi bir anlam taşıdığını dile getiren Saraç, Türkiye akademisine ve yeniden yapılanma sürecinde "yeni YÖK"e güç katan ve bunu teşvik eden açılış için teşekkür etti.

Türkiye'nin, yükseköğretim alanında derin bir tecrübeye sahip olduğuna işaret eden Saraç,  Üniversiteyi bilgi üreten bir fabrika halinde, bilgiyi de ticari bir meta halinde algılayan yükseköğretim anlayışının gittikçe yaygınlaştığına dikkati çeken Saraç, yükseköğretimin ticarileştiğine yönelik ciddi eleştiriler bulunduğunu, bu eleştirilerin dikkate alınması gerektiğini aktardı.

ÜNİVERSİTELERİN TOPLUMA HİZMET FONKSİYONLARI VARDIR: "Biz yeni YÖK olarak üniversitelerimizin girişimci kimliğini desteklerken, pragmatist değil, kültürlü, münevver, vatansever vatandaşlar yetiştirmeyi de hedefliyoruz." D iyen Saraç   'Üniversitelerin eğitim, araştırma ve topluma hizmet fonksiyonları vardır' cümlesine ihtiyatla ve dikkatle yaklaşarak bu üç fonksiyonun dengeli biçimde desteklenmesini önemsiyoruz. Üniversitenin varlığı, bütün faaliyetleri ile zaten toplum içindir, öyle de olmalıdır.

YÜKSEKÖĞRETİMDE OKULLAŞMA 3 KAT ARTTI: Son yıllarda yükseköğretimde sistemi hem nitelik hem de nicelik olarak çok önemli gelişmelere sahne oldu. Bilindiği üzere Cumhuriyet döneminde 33 yılında İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesine dönüştürülerek ilk üniversite kurulmuştur. 33'ten 2003 yılına kadar geçen 70 yıl içinde ülkemizde 77 üniversite kuruldu. 2003 ve 2016 yılları arasında ise 104 üniversite kurulmuştur. Öğrenci sayısı bakımından bir karşılaştırma yapıldığında, bu sayının 7 milyonu aştığını görmekteyiz. Bu da neredeyse yükseköğretimde okullaşmanın 3 kat arttığını göstermektedir.

ÜNİVERSİTELER FARKLI FARKLI DEĞERLER ÜRETMELİ: Yükseköğretim Kurulundan tamamen bağımsız bir kalite güvencesi sisteminin oluşturulması en büyük beklentimizdir. Bilindiği üzere bu maksatla yasal bir düzenleme teklifi hazırlayarak ilgili makama sunduk. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın da konuya verdikleri önem sonucunda teklifimiz, Hükümet Programının öncelikli kısmında yer almıştır. Konuya ilişkin muhalefet partilerini de bilgilendirdik. Bu düzenlemenin bir an önce yasalaşması en büyük isteğimizdir. Bu, Türk yükseköğretim sistemimizde yapısal değişikliğin ilk adımı olacaktır. Yapısal değişikliği gerçekleştirecek ikinci husus, üniversitelerimizde ihtisaslaşma ve misyon farklılığına gidilmesidir. Ülkemizdeki üniversitelerimizin hepsinin aynı ve birbirinin kopyası olmasını tasvip etmiyoruz. Üniversitelerin hepsi uluslararası nitelikleri gözetmeli, fakat farklı değerler üretmeli.

 YÖK Başkanı Prof. Dr. Saraç, yeni kurulan üniversitelerin tarihi geçmişi olan, büyük gelişmiş üniversiteler ile aynı kotada değerlendirilmeleri, aynı hedeflere sahip olmaları ve onlarla aynı misyonu hedeflemelerinin çoğu zaman o ülkelerin milli servetlerinin verimli kullanılamamasıyla sonuçlandığını belirtti.

Yeni kurulan üniversitelerin, kendi bölgelerinde, gelişmiş, kurumsallaşmasını tamamlamış üniversitelerin o bölge için üretemeyecekleri, başaramayacakları işleri başarabileceğini diğer üniversitelerin kazandıramayacakları değerleri o bölgeye ve ülkeye kazandırabileceklerine dikkati çeken Saraç, bu şekilde, üniversitelerin eğitim süreci fonksiyonlarını yerine getirirlerken, araştırma sürecinde ise bölgeyle ilgili alanlarda ihtisaslaşabileceklerini ve bölgesinin kalkınmasına önemli katkıda bulunabileceklerini dile getirdi.

Bunun için üniversitelerin bir kısmının eğitimde, bir kısmının araştırma ve teknoloji üretiminde, bazılarının da bölgesel kalkınmaya katkı sağlamakta farklılaşmasını ve ihtisaslaşmasını istediklerini vurgulayan Saraç, şunları kaydetti:

"Bu süreçte Kalkınma Bakanlığı ile attığımız ilk adımın 'Bölgesel Gelişmede Üniversitelerin Katkısını Artırma Projesinin' bugün hayata geçeceğini söylemekten gurur duyuyorum. 2006 yılında kurulan üniversiteler arasından 5 üniversite bir yılı bulan bir süreç sonunda, belli parametreler ve kriterler ile değerlendirilerek finale kalmışlardır. Zatıalilerinizin YÖK'ü 11 Mart 2015 tarihinde ziyaretiniz esnasında, ihtisaslaşma konusunda verdiğiniz bu talimatın yerine getirilmesinde en önemli aşama tamamlanmıştır. Kalkınma Bakanlığı ile birlikte eş güdüm halinde sürdürdüğümüz bu proje, yükseköğretim alanında 30 yılı aşkın dillendirilen bir düşünce idi. Artık hayat buluyor."

18-10-2016


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin