Arama sonuçları

Her 24 Kasım’da bu sembolik törenlerden bıktık

Her 24 Kasım’da bu sembolik törenlerden bıktık

Her 24 Kasım’da bu sembolik törenlerden bıktık. Bir yanda atanama bekleyen 438 bin öğretmen bir yanda atanan ama sorunlarına çözüm bekleyen yaklaşık 1 milyon öğretmen. Öğretmenler Günü için bir öğretmenin 36 yıldır öğretmen olarak görev yapan, eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer'in mektubunu yayımlıyoruz. 

“Öğretmenleri Anlama ve Tanıma Kılavuzu” başlığını taşıyan mektubunda yıllardır 24 Kasım Öğretmenler Günü için yapılan sembolik törenleri eleştirdi. 

 

HER 24 KASIM’DA BU SEMBOLİK TÖRENLERDEN BIKTIK

 

Yine yeniden yeni bir 24 Kasım. Göstermelik törenler, ödüller, iltifatlar, çürümeye yüz tutmuş hamaset dolu sözler ve içi boş vaatler. İndirimli faizler, satışlar, uçuşlar, yolculuklar vs hepsi bir kandırmaca ve tuzak. Öğretmeni yeniden borçlandırmaya ve tüketmeye teşvik. Geçinmekte zorlanan insanlara böyle sanal dünya reklamı yapmak onurlandırmanın ötesine geçen aklımızla alay edilmesi anlamına geliyor.

 

HER 24 KASIM’DA AYNI ŞEYLERDEN BIKTIK 

 

Her 24 Kasımda “şirinlerin”  oynatılmasını izlemekten bıktık ve yorulduk. Çiçekler, buketler, şiirler, şarkılar hepsi sembolik ve geçici. Gerçek  ve kalıcı olan işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, itibarsızlaştırma, mutsuzluk, kredi borçları ve kredi kartı tuzağında bir yaşam. Borçtan nefes alamıyoruz ve boğuluyoruz. Gelecek ayın on beşini getirmekte zorlanıyoruz.Bunlar varsa ve gerçekse “Gün” gelmiş benim neyime diyor öğretmenler. Gün’ler ayları,aylar yılları kovalayıp durdu 36 yıldır. Kimler geldi kimler geçti hep aynı nakarat, hep aynı serenat.

 

DEĞİŞİMDEN ÖĞRETMEN DE ETKİLENDİ AMA!

 

Globalleşen dünyada yozlaştı, yabancılaştı, yabanileşti, saydam olmaktan ve doğal olmaktan uzaklaştı insana dair değerler ve ilişkiler. Değişim diyorlar adına bu çıkara dayanan birbirinin arkasından kuyu kazan kirli ilişkilerin. Etkilendi öğretmen. Çıkmak istedi çıkamadı. Kurtulmak istedi kurtulamadı. Örgütlendi olmadı, Eylem yaptı direndi olmadı. Bir anda kapı önünde buldu kendini. Koparıldı mesleğinden. Elinde avucundakini de kaybetti. Neden olduğunu bile soramadı. Ne olduğunu bilemedi anlamadı. Bir haksızlığa uğratıldığından çok emindi. Oysa kapalı kapılar ardında yapılmıştı onun için hesaplar. Birileri karar vermişti onun adına. “Sakıncalı Piyade” olmuştu artık. Şimdilerde başka işler kovalamakta yaşama tutunabilmek, evine çocuklarına ekmek götürmek adına. Yine de umutla bekliyor yapılanın yanlış olduğunu anlarlar ve geri döndürürler diye. Daha çok beklemesi gerekecek anlaşılan.Düşenin dostu olmaz derlerdi de inanmazdı. Düşünce anladı düşmenin ne demek olduğunu. Neyse ki yakın dostu örgütlü olduğu sendikası vardı. Onun dayanışması ile duruyor şimdilik ayakta. 

NEDEN EMEKLİ OLMAYA BAŞLADILAR?

 

Korktu bir başkası ya bunlar benim de başıma gelirse diye. Verdi emekli dilekçesini ayrılmak zorunda kaldı çocuğu kadar sevdiği mesleğinden. Hem de öğrencilerine en yararlı olacağı döneminde. Kendisi gibi 23 bin arkadaşı vermişti emekli dilekçesini son bir buçuk yılda. Baktı çalışırken yetmeyen aylık, emekli olduğunda hiç yetmez hale geldi. Başladı başka işler kovalamaya iş bulup çalışırım diye. Ancak kolay değildi iş bulmak. Çünkü ülkede o kadar çok işsiz vardı ki, kimse bakmıyordu onun yüzüne. Emekli olmuşsun git emekliliğini yaşa diyorlardı, anlamıyordu halinden hiç kimse. Ne çok isterdi o da yaşamak emekliliğini. Ancak yetmiyordu yetiremiyordu işte. 

EMEKLİ MAAŞI İLE TÜKENİP GİDİYOR

Şimdi söyleyin bakalım efendiler ne yapsın yıllarını çocukların daha nitelikli eğitim alması için geçiren bu emekliler. Aldığı 2 bin 400 liralık emekli aylığı ile hangi ihtiyacını karşılayıp, açığını kapatacağının hesabını yapmaya çalışarak tükenip gidiyor ömürler.    

 

ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER NE OLACAK?

Bir başkasının öğretmen olmaktı en büyük hayali. Okudu, bitirdi bütün okulları. Aldı diplomasını koştu heyecanla sevinçle öğretmen olmak için. Umutlandı, sevindi “ihtiyacımız 100 bin” diyordu Bakan. Heyhat ne gezer. “20 bin kişi atayacağız, onu da Maliye Bakanlığı kadro verirse olacak” diye ekliyordu hemen ardından. Kaybetmedi korudu umudunu öğretmen. Ne de olsa umut fakirin ekmeğiydi bu ülkede. Çıkardılar önüne yeni engeller ve bariyerler. Sordu kendi kendine o zaman ben niye okudum bunca seneler. Zordu engelleri ve bariyerleri aşmak. Çünkü 400 bin olmuştu kendisi gibi sıraya girenler. Girecekti mülakata sözleşmeli de olsa çalışmak için. Gidecekti memleketin en ucra köşesine sınavı kazansa. Ne yapıp edip geçmeliydi bu mülakattan. Yılmadan bıkmadan bir daha okudu, hazırlandı, çalıştı, ezberledi tekrarladı bütün öğrendiklerini. Yetmedi üstüne birde öğrendi yapacağı işle ilgisi ilişkisi olmayan birçok konuyu. Olurda ya sorarlarsa diye. Meslekle ilgili soruların bilmişti hepsini. Ancak meslekle ilgili olmayanlara verememişti cevap. Eledi sonunda kazanamadı. Bozma dedi arkadaşı moralini milli eğitimin internet sayfasına gir göreceksin orda kiralık (ücretli) öğretmen ilanlarını. Üzülsün mü sevinsin mi bilemedi nasıl davranacağını. Ne yapsın işsiz kalmaktansa yaptı başvurusunu. Bir ilin köyünde saat ücret 11 liraya kiralık (ücretli) öğretmen olarak çalışıyor şimdilik.

YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR

 

Yoksulluk sınırına tutunabilmek için 4 kişilik ailenin aylık gideri 5 bin liranın üstüne çıktı. 3 bin 200 lira aylığı 35 yıllık hizmetin karşılığı olarak alan öğretmen nasıl kapatacak aradaki bin 800 liralık farkı. İleride kapatırım diyerek borçlansa ya kapatamazsa ve gelirse haciz memurları kapısına, nasıl anlatır bu durumu komşularına. Eskiden mahallede bakkal amca vardı. Bakkal amca anlardı halinden. Parası olmasa da veresiye yazardı deftere. Öğretmendi saygındı, sevilirdi ve güvenilirdi. Dayanamadı acımasız rekabete kapattı dükkânını bakkal amca. Mecbur kaldı süper markete. Anlamıyor market öğretmenin halinden. Varsa peşin paran ya da kredi kartın uyarsın kuralına marketin. Kasım ayı kışın başlangıç ayı. Havalar soğudu akşam erken kararıyor havalar yakıt, elektrik masrafları arttı.  Birde aylık girdi vergi dilimine, daha da yetmez oldu ayın on beşine. 

EK İŞ YAPSA ÇOCUKLARA ZAMAN AYIRAMAYACAK

Ek iş yapsa öğrencilerine zaman ayıramayacak. Görürse öğrencisi pazarda başka işler yapanöğretmenini ne anlatır arkadaşlarına. Yıllık artışlarda görüşmeler gereği artık iki yıllık oldu.Orda da Hükümetin istediği oluyor. Artışlar açık artırma gibi. Abartıdan geçilmiyor. Ballandıra ballandıra anlatıyor imzayı atanlar. Kendileri bile inanmıyor anlattıklarına. Yalnız değiller. Ne de olsa arkalarında abartıda sınır tanımayan ve adına “trol” denen destekçi medyavar.35 yıllık öğretmenin yeni yılda aylığına yapılacak günlük artışın tutarı 4 lira. Bozdurup mu harcasa bozdurmadan mı harcasa bir tülü karar veremedi. Sonunda karar verdi üç ekmek alacaktı dört kişilik ailesine.

YARIŞMALARIN VAZGEÇİLMEZİ OLDULAR

Son zamanlarda televizyon ile radyoların bilgi, ses ve yetenek yarışmalarının vaz geçilmezi oldu öğretmenler. Performans, popüler kültür diyorlar adına. Hobi olsun diye yapıyorum deseler de inanmayın.  Ya tutarsa, ya yakalarsa şöhret olmayı, kazanırsa parayı ne yapsın öğretmen kalmayı. Belki şans topu dönerde kazanırdı bir üst tura çıkmayı. Olmadı başaramadı. Boynu bükük ayrıldı yarışmadan. Bir gün mutlaka kazanırsın daha çok çalış dediler. Ya izlediyse öğrencileri nasıl anlatacaktı başarısızlığını. Başarısız olmanın burukluğuyla girer öğretmenler odasına. Tartışma konusudur o gün öğretmenler odasının. Tez bitmese de yürek yangısı kaybetme acısı, geçer geçer takma kafana, kim bilir ülkede ne çok var bu ve benzeri örneklerden diye tesellide bulundu öğretmen arkadaşları.  

 

KABAHATİN BÜYÜĞÜ SENİN CANIM KARDEŞİM

 

Öğretmen olmak için okuyan mezun olana, işsiz ücretliye, ücretli sözleşmeliye, sözleşmeli kadroluya imrenip duruyor bu meslekte. Tam bir kara mizah ve karikatür örneği gibi. Altta kalanın canı çıksın misali. ”Susma sustukça sıra sana” gelecek diye haykırdı yıllarca abileri ablaları. Uzaktan izledi kulaklarını tıkadı yükselen seslere. İnanmadı, inanmak istemedi sıranın kendine geleceğine. Oldu işte sıra ona gelmişti. O da işsizler kervanına katılmıştı artık.Bak sevgili kardeşim Dünya şairi Nazım Usta Akrep Gibisin şiirinde bu durumu şu dizeleriyle tarif ediyordu. “Kabahat senin demeğe dilim varmıyor, ama kabahatin büyüğü senin canım kardeşim.”  

Evet, ne de güzel anlatmış usta sen ve senin gibi milyonların durumunu. Ancak, yine de senin suçun değil sevgili öğretmen kardeşim. Seni bu hale düşürenler utansın.

23-11-2017


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin