Arama sonuçları

Öğretmenler Günü: Yaşadıkları yaşamlarına mal oldu?

Öğretmenler Günü: Yaşadıkları yaşamlarına mal oldu?

Öğretmenler Günü: Yaşadıkları yaşamlarına mal oldu. Bugün 5 Ekim. 5 Ekim bütün dünyada öğretmenlerin sorunlarının ve bu sorunlara çözüm önerilerinin gündeme geldiği tartışıldığı bir gündür. Öğretmenlerin çalışma koşullarının ve statüsünün kabul tarihinden bu yana Öğretmenler Günü olarak kutlanan bu günde, Türkiye’nin  öğretmenleri de sorunlarını gündem yapmakta, örgütlenme ve mücadele yöntemlerini güncellemektedirler. 

Örgütlenme ve mücadele de kaybettikleri öğretmenleri anmakta, dayanışma geleneklerini güçlendirmektedirler. 2018’in 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne ilişkin bu yazımda özellikle üç öğretmenin hikayesinden yola çıkarak  genel sorunlara ayna tutmaya çalışacağım. 

ÖĞRETMENLER GÜNÜ: YAŞADIKLARI YAŞAMLARINA MAL OLDU

 

Birinci öğretmen hikâyemiz, OHAL KHK'si ile ihraç edildikten sonra geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Eğitim Sen yöneticisi Kazım Ünlü’ye ait. 1963 yılında Dersim’in Kacarlar köyünde doğan Ünlü, Elazığ Atatürk Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü’ne yerleşti. Bu bölümü bitirdikten sonra Dersim’de öğretmenliğe başlayan Ünlü, Eğitim Sen Dersim Şube Başkanlığı yaptı.

KALP KRİZİYLE YAŞAMINI YİTİRDİ

Kazım Ünlü, 90’lı yıllarda başlayan kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadele içerisinde yer aldı. Ünlü, özel yaşantısından çok örgütsel yaşantıyı önem veren bir yapıya sahipti.  2001 yılında Bartın’a sürgün edilen Ünlü orada da mücadeleden geri durmadı. Gittiği yerde ciddi zorluklarla karşılaşmasına rağmen mücadelesine devam eden Ünlü, Eğitim Sen Bartın Şube başkanlığı yaparak örgütsel sorumluluklarını en zor koşullarda bile yerine getirmenin bilinciyle davrandı.

BABA EVİNDE YAŞAMI SON BULDU

Sürgün davasını AİHM’e taşıyan Ünlü, sürgün davasından haklı çıkarak Türkiye’de yaşanan haksızlıklara karşı yeni bir karar daha aldırmış oluyordu. KHK ile ihraç edilen Eğitim Sen Tekirdağ Şube Sekreteri Kazım Ünlü, babasının Elazığ’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonrası yaşamını yitirdi.  Kazım öğretmen ihraç edildikten kısa bir süre sonra Elazığ’a geldi, babası hastaydı ona bakıyordu. Kazım öğretmen çok sevdiği çocuklardan ve öğretmenlik mesleğinden hukuken koparılmıştı ancak, onun mesleğine, çocuklara olan sevgisi ile hak ve özgürlüklerin kazanılmasının örgütlenmekten ve mücadele etmekten geçtiğine olan inancı asla bitirilmemişti.

2001’de Bartın’a sürüldü daha sonra ihraç edildi, ama zerre kadar pişmanlık göstermedi. Hayatında hep mücadele vardı. Karamsarlık yoktu. Hiçbir çalışmadan kaçmazdı. Hepsine en ileriden katılmayı görev bilirdi. Ölüm nedeni bir kalp krizi olarak görünebilir ama asıl onu strese iten nedenler göz ardı edilemez. Kalp krizi yaşadıklarından bağımsız düşünülmemeli.

İşi ekmeği elinden alındı. Çocukları eğitimlerine devam ediyor. Onlara bakma sıkıntısı yaşıyordu. Kendisi ile söyleşen arkadaşlarına şöyle demişti Kazım Öğretmen:

“Bizi kamudan ihraç edebilirler ama mücadelemizden asla ihraç edemezler. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.” 

ÜNİVERSİTEDEN İHRAÇ EDİLDİ

 

İkinci  hikayemiz, kendisi de bir KHK mağduru olan ve görev yaptığı üniversiteden ihraç edilen Doç Dr. Kemal İnal’ın yazdığı kitapta yer verdiği Serkan Öğretmene ait. İlgili bölümden özetleyerek alıntıladığım Serkan Öğretmenin yaşadıkları  ülkemiz öğretmenleriinin yaşadıklarının bir panoraması gibi. Kemal İnal, ilgili bölümü kalp krizi sonucu Yalova’da ölen Serkan öğretmenin annesinin sözü ile başlıyor  anlatmaya. Ölümünün ardından Serkan öğretmenin annesi Süheyla Anne “Söyleyin Valiye oğlum öldü” diyordu. Neden ölmüştü Serkan öğretmen bir hatırlayalım bakalım? İnal’ın kaleminden:

”Nisan 2015 başlarında Yalova’da bir öğretmen ile ilgili yaşanan vahim bir olay hemen Türkiye’nin gündemine yerleşmişti. Bir liseyi teftiş eden Yalova Valisi Selim Cebiroğlu, kılık-kıyafetini beğenmediği matematik öğretmeni Halil Serkan Öz’ü (42) öğrencilerinin önünde “Bu saç-sakal ne? Ne biçim öğretmensin? İnsanlar dışarıda görseler seni dilenci zanneder” diyerek rencide etti. 

ÖĞRENCİLERİNİN ÖNÜNDE AZARLANINCA

Olay bir anda yaygın medyada önemli bir haber olarak ilk sıralara yerleşti, çeşitli kişi ve örgütler konuya dair, valiyi eleştiren konuşma ve gösteriler yaptılar. Yalova’da olayın hemen ardından dört sendikanın birlikte düzenlediği “Öğretmene Saygı Yürüyüşü”nde valinin protesto edildiği gösteriye katılan öğretmen Halil Serkan Öz, iddialara göre, uğradığı hakaretin etkisinden bir hafta boyunca kurtulamadı ve gösteri esnasında yaşadığı kalp krizi sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.”

ÖĞRETMENE SAYGI YÜRÜYÜŞÜNDE

İnal devamla, şöyle anlatıyor:

“Sonrasında ise neredeyse toplumun her kesiminde vali yaylım ateşine tutuldu. Aleyhine yazılar yazıldı, konuşmalar yapıldı, demeçler verildi; valinin istifası, görevden alınması, hatta Yalova’yı terk etmesi bile istendi. Eğitim Bir Sen sendikası hariç, diğer sendikalar tüm Türkiye’de 7 Nisan 2015 günü ölen öğretmene saygı göstermek ve olayı protesto etmek için ilk derse girmeyeceklerini açıkladılar. Devletin atanmış valisi sadece üzgün olduğunu söylemekle yetindi. Olayı daha üzücü ve trajik kılan ise, öğretmenin alanında ve okulunda çok başarılı, TÜBİTAK ödüllü bir öğretmen olması, öğrencileri ve meslektaşları tarafından çok sevilmesiydi. Üstelik matematik öğretmeni olmasına karşın öğrencileri için hazırladığı zengin, uzun bir felsefi okuma listesi, sosyal medyada da paylaşılması sonucu kamuoyunun dikkatini çekti. Valinin temsilinde devlet ile çalışanı öğretmen arasında yaşanan bu üzücü olay, basit bir yetki, görev ve temsilin ötesinde anlamlar içeriyordu. Cumhuriyet döneminde ‘saygı öznesi’, ‘kutsal mesleğin icracısı’, ‘aydınlanma yolunda kritik misyoner’, ‘irfan ordusunun sarsılmaz neferi' gibi değerlendirmelerle ele alınan öğretmenin, devletin şiddetine, hakaretine ve aşağılamasına maruz kalması, aslında öğretmenin ve öğretmenlik mesleğinin yaşadığı sayısız sorunun beklenen bir sonucu olsa gerek.”

36 YILLIK ÖĞRETMEN

Üçüncü hikayemiz Konya’da görev yapmakta olan 36 yıllık öğretmen Mustafa Özcetin’e ait. Mustafa Özçetin 1982 yılında öğretmenliğe başladı. 8 yıl ülkenin çeşitli illerinde öğretmenlik yaptıktan sonra Konya Erbil Koru Anadolu Lisesine atandı. Mustafa Öğretmen başarılı bir fizik öğretmeniydi ve 28 yıl aynı lisde kesintisiz öğretmelik yapmıştı. Okuttuğu binlerce öğrenci yükseköğretim de önemli programlara yerleşmiş  ve ülkede çok önemli görevler üstlenmişlerdi.Mustafa öğretmen 36 yıllık meslek yaşamında bir uyarı cezası bile almamış, Eğitim Sen’in kuruluşundan bu yana sendikalı olmuş, sendikanın Konya Şube yönetiminde görev almıştı. Örgütlülüğe inanmış,toplumun,eğitimin ve ülkenin demokratikleşme mücadelesinde  hep ön saflarda yer almıştı. Nede olsa o bir fizikçi, aydın ve demokrattı. Mustafa Öğretmen de  ne oldu, nasıl olduysa 686 Nolu KHK ile bir anda mesleğinden ve öğrencilerinden koparılmıştı. Mustafa Öğretmenin de diğer ihraç  edilen arkadaşları gibi asılsız ihbar  mektuplarının mağduru olduğu kesin. Konya Cumhuriyet Savcılığında ve diğer güvenlik birimlerinde hakkında herhangi bir soruşturma bulunmayan Mustafa Öğretmen, OHAL Komisyonu’nda dosyasının görüşüleceği günü ve hakkında verilecek mesleğe iade kararını bekliyor 20 aydır. Mustafa Öğretmen halen Konya’da yaşıyor ve ek işler yaparak yaşama tutunmaya çalışıyor. Sigortalı bir işte çalışamıyor. Çünkü onlara sigortalı bir işte çalışmakta yasaklanmıştı.

BU HİKAYELERİN SAYISINI ÇOĞALTABİLİRİZ

Sonuç olarak, yukarıda yer alan hikayeleri çoğaltmmak mümkün. Mağduriiyetler o kadar çok ve yaygın ki anlatmak ve yazmakla bitecek gibi değil. İdari baskılar, ayrımcılık, yasaklar, ihraçlar mobing, işsizlik, güvencesizlik, aldığı aylıkların yetersizliği, şiddet,itibarsızlaştırma, sürgün, ceza ve değer görmeme hepsini  yaşıyor maalesef ülkemiz öğretmenleri. Ekonomik koşullarda yaşanan olumsuz göstergelerle birlikte alınan aylıklarda  hızla eriyor. Geçen yıl aldığı aylıkla 25 yıllık bir öğretmen 900 dolar alırken bu yıl 500 dolar bile alamaz hale geldi. Verilen sözlerde şu ana kadar tutulmadı.İktidar,öğretmenlik meslek yasası,ek göstergenin 3600’e çıkarılmasına yönelik vaadlerin konuşulmasından bile rahatsızlık duyuyor.

BİNLERCE DOSYA BEKLİYOR

OHAL Komisyonunda görüşülmeyi bekleyen 88 bin dosya  arasında binlerce öğretmen dosyası bulunuyor. Sıranın kendilerine ne zaman geleceğinden umudunu kesen bir çok öğretmen içine düşürüldüğü bunalımdan çıkabilmek için psikolojik destek alıyor. Yeni Bakanının yaklaşımları yanmakta olan yüreklere su serpmekten öte geçmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti geçmiş Hükümetlerin altına imza koyduğu Öğretmenlerin Statü Tavsiyesinde yer alan normların gereklerini zaman kaybetmeden yerine getirmelidir.OHAL Komisyonu günlük baktığı dosya sayısını artırmalı kararlarını daha hızlı vermelidir.Bu hızla giderse pek çok öğretmen kararı göremeden bu dünyadan göçüp gidecektir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde keşke bu yürek yakan,hayal kırıklığı yaratan sorunları ve hikayeleri değilde daha güzel şeyleri konuşuyor olabilseydik. Konuşacağımız günlere olan umudumuzu kaaybetmenin yarattığı moralsizlik öğretmenlik heyecanımızı köreltiyor.Sayın Bakan   Başkent Öğretmenevinde yaptığı konuşmada  “gerçekten nesilleri kaybediyoruz” diyor. Evet çok doğru bir saptama.Gerçekten bir nesli kaybetmek isstemiyorsak o zaman öğretmene hak ettiği değeri vermeliyiz.

05-10-2018


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin