Arama sonuçları

? Siz sorun Pervin Kaplan yanıtlasın

Pilot uygulama ve öğretmen eğitimi şart

Pilot uygulama ve öğretmen eğitimi şart

Pilot uygulama ve öğretmen eğitimi şart. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) yeni müfredatta düzeltilmesi gerekenleri raporlaştırdı ve yeni müfredatın pilot uygulama olmadan ve öğretmenlere hizmet içi eğitim verilmeden yaşama geçmemesini önerdi.         

Geçtiğimiz 13 Ocak’ta Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 172 sınıf düzeyi için 53 dersin yeni taslak öğretim programlarını kamuoyu ile paylaştı. Paydaşlardan da görüşlerini 10 Şubat Cuma gününe kadar MEB’e göndermeleri istendi. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da yaptığı açıklamada programların bu görüşler doğrultusunda yeniden gözden geçirilerek son halini alacağını belirtti.

Yeni müfredata ilişkin rapor hazırlayanlardan biri de Eğitim Reformu Girişimi (ERG) oldu. Eğitim alanındaki önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan ERG, taslak programların öncelikle dersler temelinde değerlendirilmesi için TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Günel ile işbirliğinde bir çerçeve belirledi ve gönüllü öğretmen, akademisyen ve uzman kurumlardan destek aldı. 

İşte ERG’nin yeni müfredata ilişkin değerlendirmesi: 

ORTAK FELSEFE YANSIMIYOR: Askıya çıkarılan taslak öğretim programlarının ortak temel felsefesinde öğrenciyi merkeze alan, onu kendi bilgi ediniminden sorumlu, bilgiyi ezberlemek yerine kullanarak üretebilen, yenilikçi, sorun çözebilen, işbirliğine açık ve kendini ifade edebilen birey olarak yetiştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım dile getirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler, temel felsefenin tamamının öğretim programlarında sınıf ve ünite kazanımlarına yansımadığını göstermiştir. 

BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM YERİNE: Giriş bölümlerinde içerik, beceri ve değerlerin dayandırıldığı bütüncül yaklaşım, sınıf ve ünite kazanımlarında yerini eklektik bir yapıya bırakmakta ve kazanımlar belirtilen ders içerikleriyle ilişkilendirilmemektedir. Örneğin ilkokul Hayat Bilgisi dersinde çocukların “kendisine sunulan bilgiyi olduğu gibi kabul etmeyip kendi yorumlarıyla çıkarımlar” yapabilmesi hedeflenmiştir. Ancak programın amaçlarında “aile ve toplumun temel değerlerine sahip olur” ifadesi çocuğun bu değerleri olduğu gibi kabul etmesini önermektedir. 

ÖĞRENCİ PASİF KILINIYOR: Aynı dersin kazanımlarında da çocuğun sorgulaması, düşünmesi, kendi sonucuna varması yerine belirli değer ve kavramları “kavraması”, “anlaması” ve “sahiplenmesi” üzerinde durulmaktadır. Bu gibi çelişkili ifadeler çocuğu yine pasif bir şekilde bilgileri olduğu gibi alan bir özne yerine koymaktadır. Bu durum programın temel felsefesine ters düşmektedir.

MATEMATİK KULLANIMI GÖZARDI EDİLİYOR: Kazanımlardaki eklektik yapıya başka bir örnek ise fen derslerinden matematik kullanımının göz ardı edilmesidir. Örneğin Fizik gibi matematikle birebir ilişkili bir derste matematiğin kullanılmaması, programı, temel felsefede dile getirilen bütüncül ve disiplinlerarası yapıdan çıkararak eklektik bir yapıya sokmaktadır.

SADELEŞTİRME VAR MI? Taslak öğretim programlarının içeriğine bakıldığında hedeflendiği gibi genel bir sadeleştirme görülmektedir ve bu olumlu bir yeniliktir. Programlarda daha çok kazanımlara odaklanılmış, bununla birlikte kazanım sayılarında yürürlükteki öğretim programlarına göre azalma görülmüştür. Konuların ve ünitelerin içerikleri ise ayrıntılı değildir. Bu durum öğretmenlere esneklik ve derslerini kendi girişimleri doğrultusunda biçimlendirme alanı sağlayabilir ve bu açıdan bir fırsat sunmaktadır.

SADELEŞTİRMENİN OLUMSUZ ETKİSİ OLUR MU? Söz konusu fırsat yetkin öğretmenler ve etkileşimli etkinlikler yoluyla gerçekleşebilir. Dolayısıyla, MEB ve paydaşlarının okullara sunacağı kaynaklar ve destekler önemli başarı etkeni olacaktır. Aksi takdirde, gerçekleşen sadeleşmenin öğrenim sürecini olumsuz etkileme riski doğmaktadır.

DEĞERLER EĞİTİMİ TÜMÜNE YANSIYOR: 65. Hükümet Programı’nda yer alan “toplumsal değerlerimizin daha fazla özümsenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için değerler eğitiminin eğitim ve öğretim sisteminin bütününde yer alması sağlanacaktır” ifadesi doğrultusunda değerler eğitiminin taslak öğretim programlarının tümüne yansıtıldığı görülmektedir. 

MİLLİ, MANEVİ DEĞERLER: Bir önceki öğretim programlarında ağırlıkla derslerde kazandırılmak istenen becerilere vurgu yapılırken, yeni öğretim programlarında değerler eğitimi merkezdedir. Bu bağlamda öğretim programları taslaklarında “milli, manevi, ahlaki ve evrensel değerlerin” öğrencilere kazandırılmaya çalışılması hedeflenmiştir. Buradaki kategoriler altında ayrıştırılmadan, hemen hemen her öğretim programında yer alan değerler şunlardır: aile birliğine önem verme, bağımsızlık, bilimsellik, çalışkanlık, dayanışma, doğal çevreye duyarlılık, dürüstlük, estetik, hoşgörü, saygı, sorumluluk, özgüven, vatanseverlik ve yardımseverlik. 

SORAN VE SORGULAYAN ÖĞRENCİ Mİ? Değerler eğitimi hassas bir konudur. Öğretim programlarında yer alış ve eğitimde kullanılış tarzı çocuk ve gençlerin gelişimi açısından önemlidir. Öğrenim sürecinde soran ve sorgulayan, karşılaştığı konu ve durumları analitik olarak değerlendirebilen bireylerin yetişmesi için “normatif yaklaşımların” “analitik yaklaşımları” engellememesi gerekir. 

DEĞERLER EĞİTİMİ İLE BİLGİNİN DENGESİ: Değerler eğimi ve bilgi-kanıt edinme arasında dengeli bir ilişkinin yapılandırılması yalnız Fen Bilimleri dersleri için değil tüm programlar için önemlidir. Öğretim programları bu tür durumlara yol açmayacak değerleri temel almalıdır. Örneğin, tekilcilik yerine çoğulculuğu merkeze alarak ülkeye çağdaş bir görünüm kazandırmaya odaklanan vatanseverliğin olması kıymetlidir. 

BİLİM OLUMSUZ ÇAĞRIŞIMLA İLİŞKİLENDİRİLİYOR: Aynı zamanda programa giren değerlerin nasıl tanımlandığı ve bu tanımlar çerçevesi içinde ne gibi uygulamalarla ilişkilendirilecekleri de önem arz etmektedir. Örneğin, bilimsellik öğretimi uygulamada olumsuz çağrışımlı pozitivizm etiketiyle ilişkilendirilmemelidir. 

AKTİF YURTTAŞLIK VURGUSU AZALIYOR: 2004’te başlayan ve sonrasında devam eden öğretim programları değişikliklerinin güçlü yanlarından biri eğitimde eleştirel düşünmeye verdiği önemdir. Ancak, yeni taslak programların ders ve ünite kazanımlarına bakıldığında aktif yurttaşlık vurgusunun azaldığı görülmektedir. Programların gözden geçirildiği süreçte, aktif yurttaşlığın olmazsa olmazları arasındaki siyasal, hukuksal ve kitlesel iletişim okuryazarlığı, katılım ve karar verme, hak ve özgürlüklere dair güçlü bir temel ve eleştirel düşünme becerilerine dair kazanımlara ağırlık verilmesi gerekir.

ATATÜRK VE CUMHURİYET TARİHİ DOGMA DEĞİLDİR: 

Atatürk ve Cumhuriyet Tarihi Öğretimi: 

"Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur." Atatürk, 1933 

Atatürk ve cumhuriyet tarihi, dogmalar, donmuş ve kalıplaşmış kurallarla değil, Atatürk’ün ifade ettiği şekilde bilim ve akıl temel alınarak ve tarihsel bir eksende öğretilmelidir. 

ATATÜRK’ÜN ÇAĞDAŞ KİMLİĞİ VURGULANMALI: 12 Eylül darbesi sonrası programlara giren öğretinin bu yönde değişmesine ihtiyaç vardır. Ancak, bu değişimin altını doldurarak yeni adımların atılması önemlidir. Atatürk'ün çağdaş kimliğini vurgulayan, ulus inşa sürecindeki öncü kimliğini ortaya çıkaran bir anlayış benimsenmelidir. 

PEDAGOJİK YAKLAŞIM GÖRÜLMÜYOR: Taslak öğretim programlarının genelinde belirli, açık bir pedagojik yaklaşım görülmemektedir; öğrenim süreci yapısı ise derslere göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ilkokul ve ortaokul Fen Bilimleri derslerinin öğrenim sürecinde öğretmenin teşvik edici ve yönlendirici bir rol oynayacağı, öğrencinin ise sınıfta aktif bir şekilde yaparak öğrenen, bilginin kaynağını araştıran, tartışan ve bilgiyi ürüne dönüştüren bir birey olacağı dile getirilmiştir. Ancak kazanımlarda belirtilen öğrenilecek bilgi miktarının ders süresine göre oldukça fazla olması nedeniyle, programın istenilen sonuçları sağlayacak şekilde uygulanamaması riski bulunmaktadır. 

ÇOCUK MERKEZLİ PROGRAMLA ÇELİŞİYOR: Programda, öğrencinin üniteler için önerilen beceri ve kazanımları ne tür etkinliklerle edinebileceğine yer verilmelidir. Bu haliyle, amaçlanan çocuk merkezli eğitim yaklaşımının ve aktif öğrenme sürecinin etkin olarak uygulanamaması riski bulunmaktadır. Bazı derslerde ise sınıf kazanım ifadeleri, dile getirilen çocuk merkezli eğitim anlayışı ile çelişebilmektedir. Örneğin, ilkokul Hayat Bilgisi dersinin ünite içeriklerine bakıldığında bu tür bir sakınca gözlemlenmektedir. Öğrencinin çoğu zaman belirlenmiş değerleri ve içinde yaşadıkları ortamın kurallarını pasif bir şekilde öğrenip kavraması ve bilginin öğretmenden öğrenciye hiyerarşik bir şekilde aktarılması beklenmektedir.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ: Bazı taslak öğretim programlarında toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın hakları sorunlarına değinilmiştir; ancak toplumsal cinsiyet kavramının ne derinlikte ve hangi örneklerle işleneceği hakkında uzmanların desteği alınarak ayrıntı verilmesine gereksinim vardır. Bunun yanı sıra, toplumsal cinsiyet konusu başlığında kadının değeri dile getirilirken eşitlik kavramının kullanılmadığı ve irdelenmediği görülmektedir. Öğrencinin toplumsal cinsiyet eşitliğini bir değer olarak içselleştire için kadınların değerinin ötesinde kadınların ve erkeklerin eşit yurttaşlık hakları olduğu vurgulanmalıdır. 

LAİKLİK İLKESİYLE ÇELİŞİYOR: Dini değerler 1. sınıf Hayat Bilgisi dersi ile başlayarak taslak öğretim programlarının çoğunluğunda değerler eğitimi kapsamında yer almıştır. 1. sınıf seviyesi çocuk gelişimi ve çocukların soyut kavramları anlayabilmesi açısından çok erkendir. Bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu üzere çocukların soyut kavramlar üzerinde düşünebilme ve soyut kavramları anlamlandırabilmeleri 11 yaş civarında gerçekleşmektedir. Ayrıca ilkokul Hayat Bilgisi taslak öğretim programı kazanımları arasına yer alan “dini gün ve bayramlara katılmaya istekli” olmak ifadesi laiklik ilkesiyle bağdaşmaz. 

KÜÇÜK YAŞTA AYRIMCI DAVRANMAYA İTER: Bu ifadenin ardından dini bayramların yalnızca Ramazan ve Kurban Bayramı olarak tanımlanması din ve inanç özgürlüğü açısından sorunludur. Yalnızca Sünni-Müslüman bayramlarının üzerinde durulması; çocukları çok küçük yaştan ayrımcı davranmaya yöneltmek açısından sakıncalı olabilir. 

POZİVİTİZM ‘İNANÇ PROBLEMİ’ OLARAK SUNULUYOR: Ortaöğretimde seçmeli olarak sunulan Temel Dini Bilgiler dersinde sekülarizm ve pozitivizm kavramlarına “bazı inanç problemleri” başlığı altında yer verilmiş ve “farklı kültürlerden etkilenme” inanç problemlerinin ortaya çıkış nedenlerinden biri olarak ele alınmıştır. 

CİHAT, VATANA VE MİLLETE KARŞI SORUMLULUK DİYE TANIMLANIYOR: Aynı derste “cihad” kavramı “milli ve manevi değerler” arasında yer alan “vatana ve millete karşı görev ve sorumluluklar” arasında tanımlanmıştır. Bu gibi ifadelerden sakınılması, gençlerin sağlıklı sosyal ve duygusal gelişimi, şiddetle aralarına mesafe koymaları , farklı din ve inanışlara saygı duymaları açılarından önemlidir. Dinlerin toplumsal evrimi gibi konuların bu tür programlarda yer alması öğrenciler için yararlı olacaktır.

ENGELLİLİK ACIMA İLE İLİŞKİLENDİRİLİYOR: Mevcut ders kitaplarında engelliliğin “farklılık” başta olmak üzere belirli temalar altına sıkıştırılması, olağan görülmemesi; engelliliğin acıma, merhamet ve yardıma muhtaçlık ile ilişkilendirilmesi, hak temelli bir bakış açısının yetersiz olması önemli sorunlardandır. Taslak öğretim programlarında da engelliliğin ele alınışında benzer bir sorun görülmektedir. Örneğin, pek çok öğretim programında engelli bireyler göz ardı edilirken ilkokul Hayat Bilgisi programında özel gereksinimlilik farklılıkları ayırt etmekle ve başkalarına yardım etmekle ilgili kazanımlarda ele alınmaktadır.

BAZI DERSLER EVRİM İLE KURAMI İLE İŞLENEBİLİR: Taslak öğretim programlarında bilimsellik yaklaşımıyla ilgili en çok öne çıkan konu evrim kuramının Fen Bilimleri öğretim programında yer almamasıdır. 2004-2005 eğitim öğretim yılının 8. sınıf öğretim programında öğrenciler DNA, doğal seçilim, adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrim konularını sırasıyla öğrenmekteydi. 2013’te güncellenen Fen Bilimleri programında bu kavramlardan adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrim ders kazanımlarından çıkarılmıştır. Mevcut taslak programlarda da adaptasyon, mutasyon ve modifikasyon kavramları ders kazanımları olarak yeniden konarken evrim kuramı eklenmemiştir. Biyoloji, Fen bilimleri, Coğrafya gibi dersler ancak evrim kuramı kapsanarak işlenebilir. 

STEM’E UYGUN DÜZENLEME OLMALI: Bunun yanı sıra yine Fen Bilimleri dersinin matematikle bağlantılı kısımlarının ünitelerin içeriğinden çıkarıldığı görülmektedir. Örneğin, 6. sınıf programında direnç kavramının birimine ve hesaplanışına yer verilmemektedir ve programda “matematiksel bağıntılara girilmez” uyarısı yer almaktadır. Dersin bütüncül, bilimsel ve disiplinlerarası yaklaşıma ve STEM (Fen, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) eğitimine uygun olması için bu konuda düzenleme yapılması gereklidir.

BECERİLERE DİKKAT: Belirli becerilerin çocuk ve gençlere kazandırılması için öncesinde daha temel becerilerin öğrencilerce edinilmiş olması önemlidir. Örneğin, ilkokul kademesindeki çocukların sosyal becerilerinin geliştirilmesi ve çocuklara empati becerisinin kazandırılabilmesi için, çocuklara okulöncesinden başlayarak öncelikle duygularının farkında olma ve duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalıdır. 

PİLOT ÇALIŞMA OLMALI: Gelen öneriler temelinde gözden geçirilecek öğretim programlarının yürürlüğe konmasından önce bir pilot çalışmanın yapılması, çocukların öğrenme süreçleri üzerindeki etkisinin izlenmesi ve değerlendirilmesi kuvvetle önerilmektedir. 

YENİ MÜFREDAT İÇİN ÖĞRETMEN EĞİTİMİ GEREK: Başka bir önemli nokta ise öğretmenlerin yeni öğretim programlarını sınıflarında etkili bir şekilde uygulama konusunda kendilerini donanımlı hissetmeleridir. Programların amacına ulaşabilmesindeki en önemli etken öğretmenlerin sınıf içi uygulamaları olacaktır. Dolayısıyla MEB’in yeni öğretim programlarının uygulanmasında öğretmenleri donanımlı kılacak hizmetiçi eğitimler düzenlemesi, yararlanacakları ders kitaplarının uzmanlarca ve verilen geribildirimler dikkate alınarak hazırlanması, eğitim fakültelerindeki programların da yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.

 

13-02-2017


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin