Eğitimde hangi sorunlar çözüm bekliyor? Eğitimciler ne dedi?
2025-2026 eğitim öğretim yılı başladı. Ancak eğitimcilere göre yıl, çözüm bekleyen köklü sorunların gölgesinde başladı. Eğitim Sen, yeni öğretim yılının başlaması nedeniyle yaptığı açıklamada eğitimde yaşanan dönüşümlerin sadece eğitim sistemini değil; öğrenciler, öğretmenler ve toplumun tamamı üzerinde etkili olduğunu belirtti. İşte yapılan açıklama:
YENİ MÜFREDAT NE ANLAMA GELİYOR?
2024/’25 eğitim-öğretim yılıyla birlikte yürürlüğe giren yeni müfredat, laikliği, bilimsel bilgiyi ve eleştirel düşünmeyi geri plana iterek bu süreci derinleştirmiştir. Ders kitaplarında dini içerikler yoğunlaşmış, bilimsel bilgi dışlanmış; “tek din, tek mezhep, tek kimlik” anlayışı eğitim yoluyla kurumsallaştırılmıştır. Böylece öğrenciler sadece piyasaya uygun iş gücü olarak yetiştirilmekte, toplumsal ve kültürel çeşitlilik yok sayılmaktadır. Bu anlayış, sorgulayan bireylerin yerini itaate dayalı bir anlayışla şekillenen bireylere bırakmakta; demokrasi, özgürlük ve toplumsal eşitliğin geleceğini tehdit etmektedir.
Tarikat ve cemaatlerle yapılan iş birlikleri, ÇEDES gibi projeler aracılığıyla sınıflara taşınan dini uygulamalar ve imamların “manevi danışman” sıfatıyla eğitim sistemine entegre edilmesi, laiklik karşıtı tabloyu daha da belirginleştirmiştir.
ÖĞRETMENLER İTİBARSIZLAŞTIRILDI
Bu süreç öğretmenlik mesleğini de derinden etkilemiştir. Öğretmenler itibarsızlaştırılmış, güvencesiz istihdam yaygınlaşmış, mesleki özerklik yok olma noktasına gelmiştir.
EĞİTİMLE SINIF DEĞİŞTİRME BİTTİ
Özellikle emekçi sınıflardan gelen öğrenciler için eğitim, artık sınıfsal konumlarını değiştirebilecek bir eşitleyici işlev görememektedir. Nitelikli eğitim özel okullara ve paralı kurslara kayarken; devlet okulları kaynak yetersizliği, öğretmen eksikliği ve nitelik kaybıyla mücadele etmektedir. Parası olan özel okullarda iyi eğitim alabilirken, emekçi halkın çocukları imam hatiplere, meslek liselerine veya açık liselere yönlendirilmekte; böylece sınıfsal uçurum derinleşmektedir.
ÇOCUK VE GENÇLERDE İNTİHAR
Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, deprem felaketleri ve geleceksizlik duygusu öğrencilerin ruh sağlığını ağır biçimde etkilemektedir. Son yıllarda çocuk ve gençler arasında depresyon, kaygı bozukluğu, şiddet olayları ve intihar vakalarında ciddi bir artış yaşanmaktadır. Buna karşın okullarda psikolojik danışman ve rehberlik hizmetleri son derece yetersizdir. Birçok okulda tek bir psikolojik danışman yüzlerce öğrenciyle ilgilenmek zorunda bırakılmakta, bazı okullarda ise hiç bulunmamaktadır.
Eğitim sistemi öğrencilerin sadece akademik başarısını değil, aynı zamanda psikososyal gelişimlerini de güvence altına almak zorundadır. Bu nedenle her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmalı, öğrencilere ücretsiz psikososyal destek sağlanmalı ve ruh sağlığını koruyucu programlar hayata geçirilmelidir.
İKİLİ EĞİTİM VE KALABALIK SINIFLAR
Türkiye’de okullaşma oranı artarken, mevcut okul ve derslik sayısı aynı oranda artırılmadığı için birçok bölgede öğrenciler hâlâ ikili eğitim görüyor. Özellikle büyükşehirlerde sınıf mevcutlarının 40-50 öğrenciyi aşması, öğretmenlerin bireysel farklılıklara göre ders işleyebilmesini imkânsız hale getirmektedir.
KIR-KENT EŞİTSİZLİĞİ
Eğitimde kır-kent arasındaki eşitsizlik giderek derinleşmektedir. Büyükşehirlerde nispeten daha donanımlı okullara erişim imkânı bulunurken, kırsal bölgelerde okulların fiziki koşulları, öğretmen sayısı ve derslik imkanları ciddi şekilde yetersizdir.
TAŞIMALI EĞİTİM BİR SORUN
Kırsal bölgelerde okul sayısının azaltılması ve köy okullarının kapatılmasıyla taşımalı eğitim uygulaması giderek yaygınlaşmıştır. Özellikle kız çocuklarının uzun ve güvensiz yolculuklar nedeniyle okulu bırakma oranları artmakta; bu durum, eğitimde cinsiyet eşitsizliğini daha da büyütmektedir. Öğrenciler uzun mesafeleri bakımsız, denetimsiz servis araçlarında taşınmakta; güvenlik standartlarının hiçe sayıldığı koşullar, zaman zaman ciddi kazalara yol açmaktadır. Öğle yemekleri çoğu yerde ya hiç verilmemekte ya da yetersiz ve sağlıksız şekilde karşılanmaktadır.
VELİLERDEN DESTEK İSTENİYOR
Türkiye’de eğitime ayrılan bütçe uzun yıllardır yetersizdir. Okulların ödenek sorunu artık en temel ihtiyaçların bile karşılanamaması noktasına gelmiştir. Elektrik, su, temizlik, kırtasiye, bakım-onarım gibi zorunlu giderler için kaynak bulamayan okul yöneticileri, sık sık velilerden maddi destek talep etmektedir.
Türkiye’de yaklaşık 500 bin özel eğitim çağında çocuk bulunmasına rağmen okullaşma oranı oldukça düşüktür. Bu tablo, engelli çocukların eğitim hakkından fiilen mahrum bırakıldığını göstermektedir.
MÜLTECİ ÇOCUKLARIN DURUMU
Türkiye’de, yaklaşık okul çağındaki 1,1 milyon Suriyeli çocuk bulunmakta ve bunların yaklaşık 730 bini okula gidiyor; diğer bir deyişle yaklaşık 393 bin çocuk eğitim dışında kalmaktadır. 2025 itibarıyla bu tablo büyük ölçüde değişmemiştir ve çocukların önemli bir bölümünün “kayıp kuşak” riskiyle karşı karşıya olduğu açıktır.
OKUL MASRAFLARI VELİNİN SIRTINDA
En büyük yük bir kez daha velilerin sırtına yıkılmıştır. Kayıt parası, “zorunlu bağış” adı altında toplanan ücretler, servis, yemek, kıyafet ve kırtasiye giderleri; kamusal bir hak olan eğitimi adeta parayla satın alınan bir ayrıcalığa dönüştürmüştür.
OKULLARDA TEMİZLİK VE HİJYEN
Türkiye genelinde 60 bini aşkın devlet okulunda halen 49 bin 578 kadrolu temizlik personeli görev yapmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) 1 Eylül 2025 – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında, Toplum Yararına Çalışma Programı (TYP) kapsamında 70 bin temizlik (ve güvenlik) personeli alımı yapılacağını açıklamıştır. İhtiyaç kadar personel görevlendirilmemesi nedeniyle pek çok okulda ciddi temizlik sorunları yaşanması muhtemeldir. Bazı okullarda tek bir temizlik görevlisi dahi bulunmamakta, sınıflar öğretmenler ve öğrenciler tarafından temizlenmektedir.
ÖĞRENCİLERİN BESLENME SORUNU
Türkiye’de yaklaşık 5 milyonu aşkın çocuk yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu oran, çocuk nüfusunun dörtte birine karşılık gelmektedir. Sağlıklı ve dengeli beslenemeyen öğrencilerde dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlükleri ve davranış sorunları artmakta; okul başarıları düşmektedir. Yetersiz beslenme, sadece bireysel sağlık sorunları yaratmamakta; aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünya genelinde 144 milyon çocuk kronik yetersiz beslenme (bodurluk), 47 milyon çocuk ise akut yetersiz beslenme (zayıflık) sorunu yaşamaktadır. Türkiye’de ise TÜİK verileri, okul çağındaki çocukların %8,5’inin yetersiz kilolu, %6’sının aşırı zayıf olduğunu göstermektedir. 2024 yılı verilerine göre yaklaşık 6,5 milyon çocuk gıda güvencesizliği nedeniyle yeterli ve dengeli beslenememektedir. Özellikle protein kaynaklarına erişim oldukça sınırlıdır.
Bu durum sadece sağlık değil, aynı zamanda eğitim sorunudur. Yetersiz beslenen çocukların IQ seviyeleri yeterli beslenen akranlarına göre ortalama 20 puan daha düşük çıkmakta, devamsızlık oranları yüzde 15 artmakta, mezuniyet oranları ise yüzde 25 azalmaktadır. Yetersiz beslenme, çocukları erken yaşta işçiliğe ve yoksulluğun kuşaktan kuşağa aktarılmasına mahkûm etmektedir. TÜİK verilerine göre 5–17 yaş arası en az 720 bin çocuk ekonomik faaliyetlerde çalışırken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi yaz aylarında bu sayının 5 milyona kadar çıktığını belirtmektedir.
OKUL BESLENME PROGRAMI OLMALI
Türkiye’de de acilen, tüm öğrencilerin ücretsiz ve sağlıklı öğünlere ulaşabileceği kamusal okul beslenme programları hayata geçirilmeli ve tüm öğrenciler için her gün ücretsiz ve nitelikli okul yemeği sağlanmalıdır.
ZORUNLU EĞİTİMDE KISALTMA
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 5 Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, 12 yıllık zorunlu eğitimin kısaltılmasına dair bir “kamuoyu oluştuğunu” iddia ederek bu konuda bakanlık olarak bir hazırlık içinde olduklarını ilan etmiştir. Bu açıklama, çocukların geleceği açısından son derece kaygı verici ve tehlikelidir. Zorunlu eğitimin süresinin kısaltılması, fiilen çalışma yaşının düşürülmesi ve çocuk işçiliğinin devlet eliyle yasallaştırılması anlamına gelecektir.
Bu yönelim, genç işsizliğini azaltmak bir yana, milyonlarca çocuğu erken yaşta ucuz işgücü havuzuna sürüklemeyi hedeflemektedir. “Mesleki Eğitim” maskesi altında yaygınlaştırılan MESEM uygulamaları, zaten fiilen çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığı kanallar haline gelmiştir. 14–15 yaşındaki çocuklar, “eğitim” adı altında kayıt dışı, güvencesiz, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır. Bugüne kadar en az 13 çocuğun MESEM kapsamında yaşamını yitirmesi, bu sistemin ölümcül sonuçlarını açıkça ortaya koymaktadır.
KARMA EĞİTİM KARŞITI ADIM: KIZ ORTAOKULLARI
Millî Eğitim Bakanlığı, 15 Kasım 2024 tarihli bir resmi yazıya dayanarak, bazı Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri bünyesinde sadece kız öğrencilerin kabul edildiği ortaokullar açtı. Türkiye genelinde açılan ortaokul sayısı 8'e ulaştı. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in göreve ilk geldiği andan itibaren gündeme getirdiği tek cinsiyetli kız okulları açılması, eşit, laik ve bilimsel eğitim anlayışı açısından tehlikeli bir adımdır. Bu uygulama, karma eğitim ilkesini zayıflatarak eğitimi ataerkil ve dini referanslı bir zemine çekme amacını taşımaktadır.
Karma eğitim, sadece pedagojik bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin, kadın-erkek eşitliğinin ve demokratik değerlerin bir gereğidir. MEB’in attığı bu adım, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’nın eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.
Hukuki açıdan da ciddi sorunlar bulunmaktadır. Anayasa’nın 10. maddesi herkesin eşit haklara sahip olduğunu, 42. maddesi ise eğitim hakkının devlet güvencesinde olduğunu belirtmektedir. Tek cinsiyetli okulların açılması, kız çocuklarını toplumsal yaşamdan tecrit eden, onları erken yaşta “itaatkâr birey” kimliğine hapseden bir anlayışa hizmet etmektedir. Bu durum, kadın-erkek eşitliği yerine ayrımcılığı derinleştiren bir uygulamadır.
Bu adım pedagojik açıdan da sorunludur. Çocukların birlikte öğrenmesi, farklılıklarla bir arada yaşama kültürü kazanması, sosyal becerilerini geliştirmesi karma eğitim sayesinde mümkün olur. Kız çocuklarının “ayrı” okullara yönlendirilmesi, onların hem akademik hem de sosyal gelişimini sınırlayacak, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren bir eğitim modeli yaratacaktır.
ANADİLİ TEMELLİ ÇOK DİLLİ EĞİTİM UYGULANMALIDIR
Türkiye’de eğitim müfredatı hâlen tekçi bir yapıda olup, farklı kimliklere ve dillere yer verilmemektedir. Bu durum hem pedagojik eşitsizlikleri derinleştirmekte hem de çocukların okulda başarı, aidiyet ve güven duygularını olumsuz etkilemektedir. Öte yandan anadilinde eğitim hakkının reddedilmesine ve eğitim sisteminde kapsayıcı olmayan bir yaklaşımın sürmesine yol açmaktadır.
DEPREM BÖLGESİNDE EĞİTİM SORUNLARI
2023 Şubat’ında yaşanan depremlerden bu yana geçen iki yıl içinde dahi deprem bölgesindeki eğitim koşulları hâlâ normalleşmiş görünmemektedir. Öğrencilerin yaşadığı sorunlar sadece fiziksel altyapıyla sınırlı değildir. Eğitim Reformu Girişimi'nin verilerine göre, deprem bölgesindeki bazı illerde 5–17 yaş grubundaki çocuklar arasında eğitim dışında kalan oranlar oldukça yüksektir. Örneğin Şanlıurfa’da eğitim dışında olan çocuk oranı %8,3 olup bu oran Malatya'da %2,7. Bu durum, bölge içindeki farklılıkları ve uzun vadeli erişim sorunlarını göstermektedir. Ayrıca bölgede mülteci öğrencilerin oranı da yüksek olup, örneğin Kilis’te bu oran %26,4’dür—bu da ek yoksunluk ve eşitsizlikler yaratmaktadır.
Okulların kalıcı, güvenli ve depreme dayanıklı biçimde yeniden inşa edilmesi acil bir ihtiyaçtır. Geçici konteyner eğitim yerleri son çözüm olmamalıdır.
CİNSİYET EŞİTSİZLİKLERİ DERİNLEŞİYOR
Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre 2024 yılında 146 ülke arasında 127. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılı itibari ile 8 basamak gerileyerek 135. sırada yer almaktadır. Bu sıralama ile Avrupa kıtasında sonuncu ülke olma konumunu koruyarak, Türkiye’nin eğitim başta olmak üzere sağlık, ekonomi ve siyaset gibi alanlarda cinsiyet eşitliği konusunda daha da gerilediğini ortaya koymaktadır.
TÜİK’in “2024 Evlenme ve Boşanma İstatistikleri”ne göre ise 2024 yılında 16-17 yaş arası 9 bin 354 kız çocuğu zorla evlendirilmiştir. Bu veriler, çocuk yaşta evlilikleri ve erken yaşta doğumların çok büyük oranda kız çocuklarını etkilediğini ve Türkiye’deki eğitime erişemeyen kız çocuklarının karşılaştığı en büyük tehlikelerden biri olduğunu göstermektedir.
NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA
Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda yer alan (NEET) genç kadın ve kız çocuklarının oranı erkeklere oranla çok daha yüksektir. Öyle ki, TÜİK’in 2024 İstatistiklerle Gençlik raporundaki verilerine göre, 15-24 yaş arasında ne eğitimde ne de istihdamda olan (NEET) gençlerin oranı %22,9’dir. 15-24 yaş arasındaki kadınların ve kız çocuklarında bu oran %30,1 iken genç erkeklerde bu oran 16,2 seviyesinde kalmaktadır. Bu veriler ne eğitimde ne istihdamda olan (NEET) genç kadınların ve kız çocuklarının oranının genç erkeklerin neredeyse iki katı olduğu göstermektedir.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan (UNDP)’nin Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi iş birliğinde hazırladığı ‘Türkiye’de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan (NEET) Genç Kadınlar İçin Politika Önerileri’ çalışmasındaki verilere göre ise Türkiye’de 18-29 yaş aralığında gençlerin yüzde 30’u, erkeklerin yüzde 17’si, kadınların ise yüzde 43’ü NEET statüsündedir.
Durum böyle iken siyasal iktidar neoliberal politikalar ile çalışan kadınlara esnek çalışma koşullarını dayatan yeni düzenlemeleri uygulamaya sokmaktadır. Öyle ki 18 Temmuz 2025’te yürürlüğe giren “Devlet Memurlarının Yarım Zamanlı Çalışma Hakkının Kullanımına İlişkin Yönetmelik” ile yarı zamanlı esnek çalışma koşulları dayatılmak istenmektedir.
Yeterli, nitelikli ve ücretsiz kamu kreşi açma yükümlülüğünü yerine getirmeyen iktidar, bu sorumluluğu kadınların sırtına yüklemektedir. Yarı zamanlı çalışma düzenlemesi ile yarım maaş, yarım sosyal hak, yarım terfi dayatılmakta, böylece kadınların mesleki geleceği, toplumsal hayattaki etkinliği ve ekonomik bağımsızlığı da yarıya indirilmek istemektedir.
TEK TİP KIYAFET
Millî Eğitim Bakanlığı’nın serbest kıyafet uygulamasını kaldırarak yeniden tek tip kıyafet uygulamasına geçme yönündeki girişimi, eğitim alanındaki yakıcı ve derinleşen sorunların üstünü örtmeye yönelik suni bir gündem yaratma çabasıdır. Kılık kıyafet düzenlemeleri eğitimin niteliğini yükseltmediği gibi aksine öğrencilerin bireysel kimliklerini bastıran, çoğulculuğu yok sayan bir anlayışa dayanır. Öğrencilerin kendi kimliklerini ifade edebilme hakkı, özgür bir eğitim ortamının vazgeçilmez unsurudur.
NORM FAZLASI ÖĞRETMENLER VE ALAN DIŞI GÖREVLENDİRME
Türkiye’de öğretmenlerin çalışma yaşamını derinden etkileyen sorunlardan biri de “norm fazlası” uygulamaları olmuştur. 2025/’26 eğitim öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala norm fazlası öğretmenlerin kendi iradeleri dışında, keyfi biçimde başka okullara resen atanması, eğitim alanında ciddi bir mağduriyet yaratmıştır. Hiçbir kriter gözetilmeden yapılan resen atamalar hukuksuz ve keyfidir.
Özellikle öğretmen açığının kapatılmaması, norm kadro yetersizlikleri ve plansız atamalar nedeniyle pek çok öğretmen, uzmanı olmadığı derslerde görevlendirilmekte ya da farklı alanlarda ders vermeye zorlanmaktadır.
Bunun yanı sıra öğretmenlerin, asli görevleri olan öğretim faaliyetlerinin ötesinde pek çok angarya işle yüklenmesi de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Okullarda temizlik, kırtasiye, bürokratik raporlama, sınav organizasyonu, seçmen kütüğü çalışmaları, hatta zaman zaman idari ve güvenlik görevleri öğretmenlere dayatılmaktadır.
YÜKSEKÖĞRETİM ALANINDA YAŞANANLAR
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversiteler üzerindeki baskısı sürerken, öğrencilerin barınma, ulaşım ve beslenme gibi en temel ihtiyaçları dahi görmezden gelinmeye devam ediyor. Yurtların yetersizliği nedeniyle öğrenciler ya yüksek kira bedellerine mahkûm ediliyor ya da barınma hakkından tümüyle yoksun bırakılıyor. Ulaşım masrafları her geçen gün artarken, öğrencilerin okula erişimi dahi ciddi bir yük haline geliyor. Beslenme hakkı ise yüksek yemekhane ücretleri ve yetersiz hizmetler nedeniyle neredeyse imkânsız hale getiriliyor. Üniversite öğrencileri, eğitim alma hakkını kullanabilmek için en temel yaşam koşullarıyla boğuşmak zorunda bırakılıyor.
09-09-2025

