Arama sonuçları

Kadın Üniversitesi mi?

Kadın Üniversitesi mi?

Kadın Üniversitesi mi? Son bir hafta içinde ikinci kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye’de de “kadın üniversitesi” kurulması gündeme getiriliyor. Geçtiğimiz hafta G20 Liderler Zirvesi için gittiği Japonya’da Mukogawa Kadın Üniversitesi'nden Fahri Doktora Unvanı aldığı törende ilk kez kadın üniversiteleri konusunu gündeme getirdi.

Japonya’daki 800 üniversitenin 80’inin kadın üniversitesi olduğunu söyleyerek, “Ülkemde de bunun adımını atacağız” dedi.

Türkiye Bursluları mezuniyet töreninde konuşan Erdoğan’ın gündeminde yine sadece kadınların gidebileceği kadın üniversiteleri vardı. Yine Japonya’yı hatırlatarak, ülkedeki 800 üniversitenin 80’inin kadın üniversitesi olduğunu söyledi.

“Sadece kızlardan oluşan üniversite” diyen Erdoğan, “Kreşten alıp ilk, orta, lise, ardından üniversite olmak suretiyle farklı bir yapıyı Japonya'da oluşturmuş durumdalar” diyerek bu kez YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’a seslendi:

KADIN ÜNİVERSİTESİ Mİ?

“Bunlarla beraber bu alanda atılan adımın bizler için önem arz ettiğini şu anda YÖK Başkanına hatırlatıyorum, çalışmanı da buna göre yap. Türkiye de benzer bir adımı atmalı."

Peki kimse Japonya’da kadın üniversitelerinin neden kurulduğunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a anlatmıyor mu?

Türkiye’nin “kadın üniversiteleri”ne muhtaç olmadığını, Cumhuriyet ve Atatürk ile birlikte kadınların da erkeklerle aynı haklara sahip olduğunu?

Gelelim Japonya’da kadın üniversitelerinin neden ve nasıl kurulduğuna; Bunun için de önce Japonya’da tarihsel olarak eğitim sistemine bakmak gerekiyor.

JAPONYA’DA KADINLARIN EĞİTİMDEKİ DURUMU

Bu bilgileri Ministry of Education, Culture, Sport, Science and Technology (Eğitim, Kültür, Spor, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı) National Institute For Education Policy Research –NIER (Ulusal Eğitim Politikaları Araştırma Enstitüsü) Japonya’da Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Gender Equality in Education in Japan) adlı makale veriyor.

Raporda cinsiyet eşitsizliğinin Japonya’da nasıl yaygın olduğu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu yolda adımlar atılabildiği ve “karma eğitime karşı çıkan Japon şovenistliği” yüzünden kadınların yükseköğretime erişebilmelerinin tek yolunun da kadın üniversitelerinin kurulmasıyla aşılabildiğin anlatılıyor.

Makale tarihsel olarak eğitim olanakları açısından dezavantajlı olan Japon kadınlarının bu eşitsizliklerinin giderilmesi için neler yapıldığını anlatıyor.

TARİHSEL SÜREÇTE JAPON KADINININ EĞİTİMİ

 

İşte bu makaleden bazı satır başları:

Tarihsel olarak bakıldığında Japonya’da kızlar için eğitim olanakları oldukça dezavantajlıydı. Zorunlu ilkokulda bile, kızların devam oranı çok düşüktü. Bırakın yükseköğretimi kız çocukları ortaöğretime bile erişimi sınırlıydı. Bu eşitsizlik 20. yüzyılın ilk on yılında ancak çözüldü. Bununla birlikte, yükseköğretimde cinsiyet eşitliğini sağlamak II. Dünya Savaşı'ndan sonra da sürdü. Savaş sonrası Japon toplumunda demokratikleşmenin ilerlemesi, cinsel eşitlik ve değişen istihdam yapısı kadınların yükseköğretime ulaşımını sağlamaya başladı.

19. yüzyılın ortasına kadar, erkek şovenizminin egemen olduğu feodal Japon toplumunda kadınların sosyal rolleri kadınların rolleri kocasına ve ailesine sadık biçimde hizmet etmekle sınırlıydı. Kızlar için ilkokul, ortaöğretim kavramı yoktu. Kadınların yükseköğretim kurumlarına erişme imkanı yoktu. 
Tarihsel süreçte ortaya çıkan kadın okulları Çin klasikleri, dikiş, resim, koto müziği ve çiçek arajmanı gibi kadınlar için Japon kültürünü öğreten okullardı. Ülkenin değerli kaynaklarının kızlar için boşa harcanmasına karşı çıkılıyordu. I. Dünya Savaşı (1914-1918) ile birlikte Japon kapitalizminde de aile değişmeye başladı. Kadınların “iyi eş, iyi ve bilgili anne” rolü ortaya çıkarken, kadınların eğitimi de gündeme geliyordu. Ancak  II. Dünya Savaşı'ndan önceki Japon eğitim sisteminde, tek cinsiyet eğitimi vardı ve kadınlar yükseköğretime erişemiyor ya da çok sınırlı erişiyordu. Kadın üniversitelerinin çıkışı da işte bu nedenle oldu. Üstelik kadınlar için yükseköğretimin kadınların evliliğini ve doğumunu geciktireceği, doğum oranını düşürdüğü savunuluyordu.
Ancak II. Dünya Savaşı sonrasında kadınlara oy hakkı gibi yükseköğretime erişimlerinin sağlanabilmesi için adım atılabildi. Her iki cinsiyet için de eğitimde fırsat eşitliği kararı alındı. Bununla birlikte kadın üniversiteleri kurulmaya başlandı. 
Üniversitelerde kız öğrenci oranı 1955’te yüzde 12.4 iken, 2000’li yıllarda yükseköğretim kurumlarındaki kadınlar ile erkeklerin oranları eşitlenebildi. 
Kısaca kadınların yükseköğretime erişebilmelerinin tek yolu olarak kurulan kadın üniversitelerine Türkiye’nin neden ihtiyacı var?

 

BİZ GURURLA SÖYLEMİYOR MUYUZ?

Yükseköğretimde okuyan kadınların oranının erkekleri geçtiği gururla ifade edilirken, kadın akademisyen sayısında Avrupa’nın ortalamasının üzerinde olduğumuz söylenirken hangi gerekçe ile kadın üniversitesi talep edilecek? 
Elbette sorun “karma eğitim” değilse…

 

 

 

04-07-2019


Etiketler

Paylaşın arkadaşlarınızı da bilgilendirin